View Full Version : ...::: Dostluk & Sevgi :::...
Arkadaşlar Ertan Abi tarafından sitenin en topik işgal eden üyesi seçildim :D ..Bu yüzden artık siteye ekledeğim derlemelerime bir topik altında devam edeceğim..Duyurulur..
Ertan Abi'me sevgilerimle
Senoş :p
Daphne-Phill Kardeşime
--------------------------------------------------------------------------------
Bir gün, Apollon Thessalia'da kıyıları ağaçlarla gölgelenen Peneus ırmağı kenarında,güzel bir genç kız gördü.
Bu güzelin adı Daphne idi ve Apollon, görür görmez ona aşık olmuştu.
Daphne, ormanların derinliklerinde dolaşmaktan zevk alıyordu.
Ay ışığında yabani hayvanları kovalamak, avlamak en büyük eğlencesi idi.
Yalnız başına dolaşmayı çok seviyordu.
Dahası, Daphne hayatı boyunca yalnız yaşamaya yemin etmişti.
Erkeklerden nefret ediyordu.Bu yüzden evlenmeyi kesinlikle istemiyordu.
Fakat Apollon ona delicesine tutulmuş peşini bırakmıyordu.
Ormanda karşılaştıklarında Tanrı Apollon güzeller güzeli bu kızla konuşmak istedi
ancak Daphne ondan korkarak koşmaya başladı.
Apollon ne dediyse onu durmaya ikna edemedi,Daphne korkmuştu bir kere.
Yorgun düşene kadar koştu koştu,daha fazla koşacak gücü kalmadığında yere yıkıldı ve toprak anaya yalvarmaya başladı.
"Ey toprakana beni ört, beni sakla, kurtar"
Toprakana onun yakarışını duymuştu.
Az sonra Daphne,yorgunluktan ağrıyan bacaklarının sertleştiğini,
odunlaşmaya başladığını hissetti.Gri renk bir kabuk göğsünü kapladı.
Güzel kokulu saçları yapraklara dönüştü ve kolları dallar halinde uzandı,
küçük ayakları ise kök olup toprağın derinliklerine doğru indi.
Apollon, sevdiği kıza sarılmak isterken bu Defne ağacına çarpınca şaşırdı.
O günden sonra Defne ağacı Apollon'un en sevdiği ağaç oldu ve
defne yaprakları genç tanrının saçlarının çelengi oldu.
Kahramanlara ödül olarak defne yapraklarından yapılma taçlar taktılar.
Kalp ile ilgili mükemmel tavsiyeler
--------------------------------------------------------------------------------
Bu Yalnız olanlara;
Aşk bir kelebek gibidir. peşinden koştukça hep senden kaçar.
En iyisi bırak uçsun, inan ki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna dokunuverir...
Aşk mutlu eder, bazen de üzer...
Ama aşk özeldir, aşkını hak eden birine sunarsan eğer.
Bu aşkını itiraf etmeye çekinenlere;
Sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir.
Sevdiğin seni terk edince daha da çok acı verir.
Ama en acısı, onu ne kadar sevdiğini bilmesine hiç fırsat vermemektir.
Bu sevgilisi olanlara;
Aşkın amacı birileri için "mükemmel insan" olmak değildir.
Seni mükemmelliğe en çok yaklaştıracak insanı bulmaktır.
Bu çapkın olanlara;
Sevmediğin birine asla "seni seviyorum" deme.
İçinde olmayan duygulardan varmış gibi söz etme.
Kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme.
Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme.
Çünkü birine verebileceğin en büyük acı,
Aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir.
Bu evli olanlara;
Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir.
"neredesin" yerine "ben buradayım" diyendir.
"nasıl yaparsın" yerine "niye yaptığını anlıyorum" diyendir.
Ve aşk "keşke" yerine daima "iyi ki" diyendir...
Bu evlenmek için gün sayanlara;
Bir kadın ve bir erkeğin birbirleri için ne kadar uygun olduğu,
birlikte geçirdikleri zamanın değil, birbirlerine duydukları aşkın ne kadar sürdüğüyle anlaşılır.
Bu kalbi kırık olanlara;
Kalp yarası siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer.
Ve ilacı bu acıya alışmak değil, ondan ders çıkarabilmektir.
Bu aşık olmaktan korkanlara;
Aşka düş ama tökezleme. anla ama bekleme. paylaş ama isteme.
Yaralan ama asla acıyı içinde büyütme...
Bu sevdiğini fazla sahiplenenlere;
Sevdiğinin bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı bir şey varsa, o da sevdiğinin seninle mutsuz olduğunu görmektir..
Ve bu da dönmeyecek birini hala bekleyenlere;
Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır.
Ve en büyük kaybın onun için harcadığın yıllardır.
Senin aşkını şu gün hak etmeyen,
Bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir...
Bırak, Gitsin...
Defne
--------------------------------------------------------------------------------
Orman Tanrısı ile Nehir Tanrısının bir kız çocuğu olur.
Adını "Defne" koyarlar.
Tanrılar çocuklarını kimseye göstermezler.
Ancak artık büyümüş ve güzelliği dille anlatılacak gibi değildir.
Genç kız her gün ormanda gezintiye çıkar.
Bir gün, bir flüt sesi duyar.
Sesi takip eder ve
flütü çalanın Doğa Tanrısı Apollo olduğunu görür.
Genç kız, her gün onu gizlice dinler.
Fakat, Apollo onu fark eder.
Kızın cazibesi Apollo'yu hemen sarar ve
Defne'yi yakalamak ister.
Genç Kız hızla kaçar.
Ancak Apollo ona yetişir ve
tam yakalayacağı an,
Defne, babası olan Orman Tanrısından yardım ister.
Orman Tanrısı o an kızının ağaç olmasını diler.
Defne'nin ağaç olması üzerine Apollo;
"Madem O'na kavuşamadım,
ben de O'nu sonsuza dek koruyacak bir rüzgar olayım" der ve
rüzgar olur.
Bugün, defne ağaçlarının etrafında hafif bir rüzgarın estiği söylenir.
Kelebekler neden sessizdir?
--------------------------------------------------------------------------------
Bir gün Tanrı, köyün birinde oturup dinlenirken bir yandan oynayan çocukları izliyordu. Çocuklar gülüşüp şarkı söylüyorlardı. Onları izlerken bir anda yüreğini bir hüzün kapladı. Kendi kendine:
"Bu çocuklar yaşlanacaklar. Derileri kırışacak, saçları beyazlayıp dişleri dökülecek. Genç avcıların kolları güçsüz kalacak. Bu genç ve güzel kızlar çirkinleşip şişmanlayacaklar. Neşeli çocukcağızlar kör, uyuz köpeklere dönecekler. Bu güzelim rengarenk sarı, kırmızı ve mor renkli çiçekler solacak, ağaçların yaprakları kuruyup dökülecekler. Şimdiden sararmaya başladılar bile" diye düşündü ve giderek daha çok üzüldü.
Mevsim sonbahardı. Soğuğu getirmesi, oyunları engellemesi ve yeşillikleri kurutmasıyla yaklaşan kış yüreğini iyiden iyiye burktu. Hava hala sıcaktı ve güneş parlıyordu. Tanrı, bir süre yerdeki ışık ve gölge oyunlarını izledi.
Rüzgar sararmış yaprakları oradan oraya savuruyordu. Gökyüzünün maviliğini ve kadınların yere serdiği öğütülmüş mısır tozlarının beyazlığını görür görmez, Tanrı'nın yüzünde aniden bir gülümseme belirdi:
"Bütün bu renkleri korumalıyım. Yüreğimi mutlu edecek bir şeyler yapacağım, çocukların bakıp eğlenecekleri bir şeyler."
Tanrı heybesini aldı ve içinden bir tutam güneş ışığı, gökyüzünden bir avuç dolu mavilik, mısır tozunun beyazı, oynayan çocukların gölgesi, güzel bir kızın saçlarının yeşili ile etrafındaki çiçeklerin kırmızı, mor ve turuncusunu toplayıp hepsini doldurmaya başladı. Sonradan heybenin içine kuşların ezgilerini de koydu.
Ardından çocukların oynamakta olduğu çimlerin üzerinde yürüdü:
"Çocuklar, minik çocuklar, bu sizin için" diyerek heybeyi çocuklara uzattı. "Heybeyi açın, içinde çok güzel şeyler var" dedi.
Çocuklar heybenin ağzını açar açmaz rengarenk onlarca, yüzlerce kelebek çıktı içinden ve çocukların başlarının etrafında dans edip saçlarına kondular. Bir çiçekten diğerine konmak için tekrar uçmaya başladılar. Bundan büyülenmiş olan çocuklar daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmediklerini söylediler. Kelebekler şarkı söylemeye başladıklarında çocuklar neşe içinde dinlediler. Bunun üzerine ötücü bir kuş uçarak geldi ve Tanrı'nın omzuna kondu:
"Bu yeni şirin canlılara bizim ezgilerimizi vermen hiç de doğru değil. Oysa sen bizi yaratırken her kuşun kendi şarkısının olacağını söylemiştin. Şimdi ise verdiğin bütün sözleri bozuyorsun.Yeni yarattıklarına verdiğin gökkuşağı renkleri yetmiyor mu?" diyerek Tanrı'ya sitem etti.
"Haklısın" dedi Tanrı "Her kuşa bir şarkı armağan ettim. Size ait olan bir şeyi başkasına vermemeliydim."
Bunun üzerine Tanrı kelebeklere bahsettiği şarkıları geri aldı. Kelebeklerin sessiz olmaları da bu yüzdendir.
philcollins
12-20-2004, 06:39 PM
parmacıklarına sağlık :o
Bir efsaneden...
--------------------------------------------------------------------------------
Tanrılar insanoğlunu yaratmamış,yer ile gök henüz birbirinden ayrılmamıştı daha.
Evrenin bütün renkleri iç içeydi.Mavi sarısıyla, beyaz siyahıyla yaşıyordu.
Derken bir gün tanrılar sıkıldı.
Yer ve göğün savaşmasını istediler.
Kazananın rengi sonsuzluk olacaktı.
İki yakın arkadaş hiç istemedikleri halde tanrılarının sözünü dinlediler.
Büyük bir gürültüyle yıllarca sürdü savaş.
Sonunda gökyüzü kazandı ve mavi renk ona verildi.
Sonsuzluk ve özgürlük de...
Arkadaşına çok üzülen gök, tanrılara yalvardı.
Göğün göz yaşlarından denizler yarattılar.
Mavisinden serpiştirdiler biraz da.
Göğün kuşlarını balık yaptılar derin mavilikte tanrılar.
Söylenenlere göre her dolunay düşünce denize,
iki dost milyonlarca yıllık öykülerini anlatırmış derinlere.
İki dostun hikayelerini bütün balıklar, bütün yosunlar bilirler
fakat konuşamazlar dile getiremezler bir türlü.
Oysa derinlere daldığınızda
siz de ortak olursunuz milyonlarca yıllık hikayeye...
Dostluklar bakım ister...
--------------------------------------------------------------------------------
Yüzyüze dostluklar vardır;
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu, böyle bir dostluktur mesela. Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...
Uzak dostluklar vardır;
Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl, birbirlerinin uzak dostlarıdır. Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler birbirlerine...
Sessiz dostluklar vardır;
Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir dostluk oluşur. Herşeyden konuşur sessizce bu eller...
Zorunlu dostluklar vardır;
Pazar ile Pazartesinin dostluğu gibi. Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı bir gün... Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yanyana durmak zorundadırlar...
Uzun dostluklar vardır;
İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında...
Günün birinde ölen dostluklar vardır;
Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz agacının dostluğu gibi... Bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar yükseldiği zaman ölen dostluklar...
Vakitsiz dostluklar vardır;
Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin... Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur...
Bakımsız dostluklar vardır bir de...
Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik mektubun bile çok görüldüğü dostluklar...
HİÇ BİR DOSTLUĞUN BAKIMSIZ KALMAMASI DİLEĞİYLE...
Arkadaşlar!!!Bu sizin için...
--------------------------------------------------------------------------------
Tanrı'dan, beni alışkanlıklarımdan kurtarmasını diledim.
Bana dedi ki;
"Olmaz... Kurtuluşu bende değil, kendinde ara!"
Tanrı'dan, bana sabırlı olmayi bahşetmesini diledim.
Bana dedi ki;
"Olmaz... Sabır, büyük sıkıntılarla yanyana anılır, bahşedilmez, öğrenilir."
Tanrı'dan, bana mutluluk vermesini diledim.
Bana dedi ki;
"Olmaz... Ben sana nimetler veririm; mutlu olup, olmamak sana bağlı".
Tanrı'dan, beni acılardan esirgemesini diledim.
Bana dedi ki;
"Olmaz... Acılar, seni dünyevi ilgilerinden çekip, bana daha fazla yakınlaştırır".
Tanrı'dan, ruhumu geliştirip, büyütmesini diledim.
Bana dedi ki;
"Olmaz... Sen kendi kendine gelişmelisin. Ancak ben hatalarını budayıp, seni verimli kılacağım".
Tanrı'dan, hayatımdan memnun olmak için birçok şey diledim.
Bana dedi ki;
"Olmaz... Ben sana hayat verdim, istersen herşeyden memnun olabilirsin".
Tanrı'dan, onun beni sevdiği kadar, benim de başkalarını sevebilmem için yardım diledim.
Bana dedi ki;
" Ahhaa, sonunda gerçeği gördün".
BUGÜN SENİN GÜNÜN. FIRSATI KAÇIRMA.
Tanrı seni korusun,
"Dünyadaki herkes için "tek kişi" olabilirsin,
ama bir kişiye göre sen
"Dünyanın ta kendisisin".
luckyben
12-20-2004, 06:44 PM
Senacim Az Yavas Yetisemiyorum Hizina Bullari Ben 3 Gunde Okurum Anca :d
şimdilik bu kadar..Birden yüklenmeyeyim zaten...
Ertan Ömür
12-20-2004, 06:53 PM
Teşekkürler sevgili Sena.Bu sayede dağınıklığı önlemiş oluruz.Hem sen,hem de üyeler için böylesi daha güzel..Saygılar... ;)
BadBoy Kardeşime
SUKUTTA SERSERI RUHUM
-------------------------------------------------------------------
Uzun yolların başındayken
uçuşan martılar ve güneş kılavuzumdu
ruhumun müziği kalp atışlarımken
ruhum coşku doluydu...
dudaklarımda adın tek duamdın.
yaşama nedenim, huzurum, ışığımdın...
Deliydim... hayatımı yöneten tek şeydi tutkum
kasırgalar boranlar savuramazdı beni...
o denli dik kafalı gözleri kör ...
bir canım sözüne canımı verendim ben...
şimdi mi?
duruldum...
yoruldum...
sükutta şimdi serseri ruhum
Gel desem gelmeyeceksin biliyorum...
gelmeni gerçekten istiyor muyum onu da bilmiyorum
gelme çok badireler atlattı bu gönül.
savruldu aşağılandı hırpalandı
yoktun sen ...
ben senin bildiğin ben değilim artık.
gözlerinin içi gülen
bir sözünle dünyayı deviren
sevgi için yaşayan ve ölen
tanıyamazsın inan beni görsen
işlediğimiz günahları
gözyaşlarımla akladım ben...
ultrAslan_Erhan
12-21-2004, 01:49 PM
Bende diom bugun daha bişi yollamamis...
Badboy
12-21-2004, 01:56 PM
BadBoy Kardeşime
SUKUTTA SERSERI RUHUM
-------------------------------------------------------------------
Uzun yolların başındayken
uçuşan martılar ve güneş kılavuzumdu
ruhumun müziği kalp atışlarımken
ruhum coşku doluydu...
dudaklarımda adın tek duamdın.
yaşama nedenim, huzurum, ışığımdın...
Deliydim... hayatımı yöneten tek şeydi tutkum
kasırgalar boranlar savuramazdı beni...
o denli dik kafalı gözleri kör ...
bir canım sözüne canımı verendim ben...
şimdi mi?
duruldum...
yoruldum...
sükutta şimdi serseri ruhum
Gel desem gelmeyeceksin biliyorum...
gelmeni gerçekten istiyor muyum onu da bilmiyorum
gelme çok badireler atlattı bu gönül.
savruldu aşağılandı hırpalandı
yoktun sen ...
ben senin bildiğin ben değilim artık.
gözlerinin içi gülen
bir sözünle dünyayı deviren
sevgi için yaşayan ve ölen
tanıyamazsın inan beni görsen
işlediğimiz günahları
gözyaşlarımla akladım ben...
SENA' cım çok sağol.En sonunda beni anlatan bi şey bulabildim.Tekrar sağol.
Düzelir düzelir merak etme sen kuzen ;)
ultrAslan_Erhan
12-21-2004, 02:09 PM
Aple hep bole siyah yazsan super olur , kırmızı yazınca bide kalın font ta yazıon zor okunuyor.
Düzelir düzelir merak etme sen kuzen ;)
Yalnızlığın rengi
-----------------------------------------------
Bir uçurumun kenarındayım
Karşımda yeşil ve mavi
Belki içimde huzur
Elimde yalnızlığımın şarabı
Çok uzakları görüyorum buradan
oralarda bir yerlerdesin seni arıyorum
İçimde kırmızı elimde kırmızı
yalnız olduğumu hatırlayıp
Şaraba dalıyorum
Öyle bir zaman gelsin istiyorum ki
mutluluğun rengi yanımda
tadı sürekli damağımda olsun
Beyaz bir şarabın son yudumunda
Dudağımda Adın Tadın Varlığın olsun
Badboy
12-21-2004, 02:25 PM
Ahhh ahhhhh. :(
Lacivert Gece
-------------------------------------------------------
Kıyıya çarpıp kırılan dalgada
bir yüz ....,
Uzak mavi durgun denizde
bir ses .....,
Beyaz uzun kumsalda
ayak izleri ....,
Lacivert gecenin içinden fırlayan
yakamozlar….
bir tepeden görülen şehrin ışıkları .....;
Köpekler.....;
uluyan köpekler dört dönüyor etrafımızda ,
Dünya dört dönüyor etrafımızda !
Ahhh… bilebilir miydim ahhh!...
böyle mi sürecekti?
bitemeyecek miydi bir türlü?
bu kendini aşma duygusu…
benim sana karşı hissettiğim .....,
bitemedi?...
Hep aşmaya çalıştım….
Bir yüz, bir ses, bir sen….
Yakamozlarla aklıma takılıveren…..
O lacivert geceden….
Badboy
12-21-2004, 03:14 PM
Bunların hepsıde bırbırınden guzel sagol SENA
Her insanın bir şarkısı vardır
----------------------------------------------------------------
Bir Afrika kabilesinde,hamile kalan kadınlar arkadaşlarını toplayıp
doğaya gider,ve doğacak çocuğun şarkısını duyana dek
meditasyon yapıp dua ederler.
Bu kabileye göre, her ruhun kendine özgü ses vibrasyonları vardır.
Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde,hep birlikte yüksek sesle seslendirirler.
Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler.
Çocuk doğduğunda,tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler.
Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde,aynı şarkı okunur.
Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir.
Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda bunu farketmelerini ve bize söylemeye
yardımcı olmalarını arzu ederiz.
Bu şarkı, Afrika kabilesinde farklı bir zamanda da söylenir.
Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde,kabile toplanır ve ona şarkısını söyler.
Çünkü bu kabileye göre,antisosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez:
Sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir.
Kendi şarkını duyduğun zaman,
bir başkasına zarar verecek
davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz.
Gerçek dost, senin şarkını duyan
ve ihtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır.
hobbit
12-21-2004, 03:45 PM
:) :)
SENİ SEVİYORUM KÜÇÜK KIZ
-----------------------------------------------------------------
Günün birinde bir kız çocuğu dünyaya geldi.Gözlerini hayata ilk açtığında babası;
"Seni seviyorum küçük kız" diyerek karşılamış ve sonra da onu severken
daima "seni seviyorum küçük kız" demeye başlamıştı.
Kız büyüdü, orta okul çağlarına geldi.Genç kızlığa ilk adımlarını atıyordu.
Babası hâlâ "seni seviyorum küçük kız" diyordu.Kız üniversite çağlarına geldiğinde,
"seni seviyorum küçük kız" denilmek istemiyordu... "Ben artık büyüdüm, bana küçük kız deme baba" diyerek hoşnutsuzluğunu da dile getiriyordu,ama babası halâ; "Seni seviyorum küçük kız" diyordu.Derken kız okulunu bitirdi.Babası biricik kızını yurt dışına mastır yapmaya gönderdi. Artık sadece telefonda hasret giderebiliyorlardı ve babası her telefon görüşmesinin sonunda; "Seni seviyorum küçük kız" diyordu...Çünkü ne olursa olsun o hep babasının küçük kızıydı!..
Bir gün ansızın telefonlar kesildi!Baba günlerdir aramıyordu...
Kız, babasına felç geldiğini ve artık konuşamadığını haber aldığında
panik içinde hemen yurda döndü.Evlerinin kapısını çaldı, içeri girdi, koridoru geçti ve babasıyla gözleri buluştuğunda haykırdı:"Konuş baba!.. Seni seviyorum küçük kız, de... Yeter ki konuş..."Babası gülümsedi ve kalbini işaret etti.Kız başını babasının kalbine yasladı.İşte şimdi duyuyordu: Kalpten gelen; "Tık, tık... Tık, tık... Tık, tık..." sesleri,her zaman olduğu gibi gene;"SENİ SEVİYORUM KÜÇÜK KIZ" diyordu!..Uzun süre babasının kalbinin sesini dinledi "küçük kız" ve işte ancak o zaman babasına hak verdi.
philcollins
12-22-2004, 11:08 AM
yaşlanıyorum galiba artık, kalbim dayanamıyo
ultrAslan_Erhan
12-22-2004, 11:10 AM
Aslında denizler mavidir bilir misin ya da biraz yeşil... Griye bulanmış sulara , siyaha bulaşmış derinliklere deniz demeye dilim varmıyor benim. Varnalının kızıyım ben. Geldiğim yer Suyun öte yakası. Kanım ayak uyduramıyor kasvetine Anadolu'nun. Hüzün kokusu alıyorum buram buram dağlarda uçuşan martılardan.Düşlerimdeki bembeyaz martılar; dünya barışının beyaz güvercinlerine inat, huzurla yüzerlerdi bir zamanlar, maviliğinde içimin denizlerinin... Artık içimi temelli terk ettiklerini keşfetmiş bulunuyorum.Zaten çoktan, çağdaş resimden çıkarılıp atıldı bulutların kenarına iliştirilen martı siluetleri.Şimdi tuvallerden siyah kargalar sarkıyor salkım saçak. Sebebini merak ettim bir süre ve sonunda çözdüm.Entelin biri açıklayıverdi sıvazlayarak keçi sakalını. "Martılar çöplüklerde uçmaya alıştılar denizi terk ettiler….ve onlar artık çevre kirliliğinin bir simgesi" dedi ve asla resme giremezlermiş kirlenmiş beyaz giysileri ile.Nasıl mantık ama! Tüm yaşamım boyunca; bu tür keskin ve zeka ürünü tanımlamalar yapabilmeye özenmişimdir. Oysa ki fazla zeki biri değilim. Bu yüzden içim sızlayarak martıların giysilerini temizleyebilmeyi düşlüyorum.Hala! Denizimin kokusu..denizimin kıyısı… mavisi.. biraz da yeşili….nerede şimdi ? Hışırtısını dinleyemediğim dev dalgaların. Yüzümde serpintisi dolaşamadığında tuzlu rüzgarın ve başlıyorum usuldan. Yaşam bu mu ya da başka bir deyişle bu yaşamak mi, diye. Hem bilir misin ki balıkların sesi çok neşelidir aslında. Ağız dolusu seslenirler birbirlerine kaygan derilerine tutunmuş yaşamlarının gücü yettiğince. Denize düşme talihsizliğine uğramış bir simit parçasını paylaşmaya çağırırlar birbirlerini. Ve bu seslenişle bilirler ki her boyda balık gövdesi icabet edecek bu çağrıya. Ve yine bilirler ki büyük balık küçük balığı yutar. Ama seslenişleri donmaz dudaklarında. Islak gövdelerindeki kıpırdaşma; yaşam kavgasının erdemine dönüşüp yüzgeçlerinde soluklanır ve belki de; son bir kuyruk darbesine takılır kalır. Ama ne gam. Sudaki yaşamda gam yoktur bilir misin? Yeter ki suyun içinde olmaması gereken bir nesneye tutunmasın yazgıları. Bir olta iğnesine kanmak ve çırpınmak, gergin misinayı sallayarak. Yazgıları değildir aslında. Ya da olmamalı. Şimdi kirli ve pis bir kentteyim. Sevda, paslı iğnesine takmış zokayı… Misina gergin. Yazgım bu değil aslında. Ya da olmamalı. Bana ait olmayan havalarda soluk almayı bilmiyorum. Ben Rahimdeki suyun usta dalgıcıydım. Şimdi ise; yüreğimdeki cenin, yüzgeçlerine sevdalı bir pirhena gibi, akciğer solunumuna geçmeyi reddediyor. Çok net olarak görüyorum ki; kıyılarımda sarı çizmeleriyle suya girmiş adamlar var. Ellerinde; kirli soluk ışıklarıyla göz kırpan gemici fenerleri ve ağırlaşmış ağlar, çığlıklar atıyorlar.O Sarı çizmeli adamlar var ya Varnalının kızı;işte o adamlar…Büyük balık küçük balığı yutar kuralını bile bozdular.Şimdi ise eğri büğrü gövdeleri ve kirli elleriyle ördükleri ağlarını topluyorlar. Ağlar gergin ve ağır. Yarı bellerine kadar suya girmiş adamlar sarı çizmeli.Ağlarında ise ; balıklar var. Sana, asla yanıtlamak zorunda olmadığın son bir soru daha sevdiğim. Balıklar da ağlar…. Bilir misin?
:eek: İnanmıyorum Erhan...Senden GS dışında bişi görmek ayyyyyyy :p
hobbit
12-22-2004, 11:11 AM
battista ............ben kızıma hep öle derim......
battista ............ben kızıma hep öle derim......
hangi konuda Birsen Ablacım :p
ultrAslan_Erhan
12-22-2004, 11:15 AM
:eek: İnanmıyorum Erhan...Senden GS dışında bişi görmek ayyyyyyy :p
Arada sirada basıma bisi duser bole olurum ben :) . Sorma bugun mac var ama hava cok soguk...
Off diyorum yaaaaa :o
SEVDALAR VARDIR
------------------------------------------------------------------------------
Sevdalar vardır... Saman alevi gibi tutuşan, şehvetle, ihtirasla
doruklarda... ama kavuşulunca sevgiliye, tutuverince elini, dudaklar
değince dudaklara, duruluveren... ayrılıkların rüzgârlarına dayanamayıp
sönen... Cüce sevdalar...
Sevdalar vardır... Orman yangını misali, dağ-gök kıpkırmızı.. sevgilinin
gözlerinde yanan her bakışta... ayrılıkların rüzgârlarında sönmek ne
kelime, daha da bir harlanan, dal-budak yükseliveren...Yüce sevdalar...
Ve sevdalar vardır... Birden düşüveren yüreğimize, kor gibi, hiç
beklemediğimiz... gizliden gizliye yakıp bitiren... küllendiğini
sandığımız, taa derinlerde yıllarca, yaşamlarca, usul usul yanan, bizi
eriten ve bir daha kavuşamamacasına ayrıldığımız, yitip giden sevgilinin
soluğundan bile birden kıvılcımlanan, parlayan... Kara sevdalar...
ultrAslan_Erhan
12-22-2004, 11:29 AM
HEPSINI OKUYUN... İLGİNÇ BİR HİKAYE....
Haldun Bey aksam oturmus, karisiyla birlikte cayini
iciyor,televizyon izliyordu. O aksam diger tum
aksamlar gibi siradan bir eylul aksamiydi. Haldun Bey
hayatinin son mutlu dakikalarini yasadigindan habersiz
osirada calmakta olan cep telefonunu almak icin masaya
dogru yurudu. Arayan Kiziydi.
Alo, baba ?
Birgul nasilsin guzelim ?
(Aglamakli) baba ben numune hastanesindeyim.
Ne oldu alo !!
Baba buraya gel, ne olursun cabuk gel.
Ve telefon kapandi. Haldun bey altinda pijamasi,
uzerinde askili atletiyle evinden firlayarak arabasina
dogru kosmaya basladi. Tam evin onune cikmisti ki
arabasi parkettigi yerde yoktu. Oysa ki daha
parkedeli 2 saat bile olmamisti. Tam o sirada yan
komsununun evinin onunde polis arabasi durdugunu
gordu. Komsusu polisle bir seyler konusuyordu. Hizla o
tarafa yoneldi. Komsusuna gelen telefondan bahsedip
daha sonra da arabasini bulamadigini anlatti.
Mumkunse onun arabasi ile hastaneye gidip
gidemeyecegini sordu. Bu sirada lafa karisan polis
bunun mumkun olmadigini,
o sokagin 1 saat kadar once bir oto hirsizi cetesi
tarafindan soyuldugunu ve komsusunun da arabasinin
calindigini soyledi. Haldun Bey bir anda kendi
arabasinin da ayni akibete ugradigini anlayivermisti.
Ancak su anda bu duruma uzulme veya ilgi gosterme
sansi yoktu. Zaten arabasinin kaskosunun da olmayisi
ayri bir problemdi. Zira kizi hastanedeydi ve daha ne
oldugu konusunda en ufak bir fikri bile yoktu. Ilk
gelen taksiyi cevirerek arabaya bindi. Taksiciye
"devam et" diyebildi sadece.. Taksici Haldun Bey'in
kiyafetine bakip, "Ne o birader, kocasi mi geldi de
boyle don paca attin kendini sokaga" dedi. Haldun Bey
sasirarak "ne kocasi hemserim?" diyebildi sadece.
Taksici gayet rahat
"Figen Esunun evinden boyle firladigina gore kesin
gavat kocasi gelmistir aniden" dedi. Haldun Bey 20 yil
beraber yasadigi karisinin ismini duygudunda titremeye
baslamisti.
Taksici ise sakin bir sekilde "Nereye demistin abi ?"
diye sordu.. Haldun Bey'in agzindan cikan kelimeler
sadece "Nu-nu-numune" olmustu.. Hastaneye geldiginde
taksici "7 milyon abi" demesiyle birlikte Haldun
Bey'in pijamasinin ceplerinin olmadigini farketti.
Haliyle cuzdani da yoktu. Elinde sadece bir araba
anahtari ile taksici ile aynadan goz
goze geldiler.. Taksici zeki adamdi ve durumu hemen
kavradi. Adamin ilk tepkisi "Ulan salak, Figenle
yatmaya paran var, bize vermeye yok oyle mi ?"
seklinde oldu. Haldun Bey artik soka girmis durumdaydi
ve birakin cevap vermeyi kafasinda bir cevap
lusturamiyordu bile. Taksiciyle ayni anda taksi'den
indiler. Haldun Bey tam agzini acmis bir seyler
soyleyecekti ki taksiciden yedigi diz darbesiyle
bademcik sayisi iki katina cikiverdi. Haldun Bey yere
devrildi ve kivranmaya basladi. Allahtan orasi
hsstanenin
onuydu ve doktorlar hipokrat yemini ile bagli
olduklarindan yardima kosmuslardi.. Hizli bir sekilde
bir sedye bulundu ve Haldun Bey sedyeye yatirildi.
Acil servise giderken agzindan cikan kelimeler sadece
"Kizim, kizim" oldu. Acil serviste kendisine ilk
mudahale yapilirken Haldun Bey artik acidan dolayi
kendisinden gecmek uzereydi. Doktorlarin
"Ameliyathaneyi hazirlayin" dediklerini duydu. Ama
ameliyata girmezdi. Kizini bulmak zorundaydi. Son bir
gayretle "Kizim" diye bagirdi.. Doktor: Ne kizi?,
burada kiz miz yok Telefon, telefon etti..Adi ne
kizinin ? Bir.. Birgul.. Doktor masanin uzerindeki
defteri acarkan karistirmaya basladi:Birgul Yuvakuran
mi ? E-evet.. Kizim nerde ?
Onun durumu senden iyi merak etme.Nerde ? Nesi var
kizimin ?Kacak bir jinekolojun muayenehanesinde kurtaj
yaptirmak istemis. Rahim duvari yirtilinca acilen
buraya getirmisler.. Getiren kisi kapinin onune atip
gitmis. Su anda ameliyattan cikti, yogun bakimda.. Ama
hayati tehlikesi yok.Haldun Bey, bu haberin uzerine
daha fazla kendini tutamadi ve bayildi. Ayildiginda
basina bir hasta bakici duruyordu.Nerdeyim ben ?
Yogun bakim. Kendinizi nasil hissediyorsunuz ?Ne ?
Neler oldu ? Bir saniye ben doktor beyi cagirayim, o
konussun sizinle. Siz kendinizi yormayin. Aradan
birkac dakika gecmeden doktor geldi. Haldun Bey
yataginda dogrulmaya alisarak.
doktor Bey!
Kimildamayin beyefendi, yatin lutfen.
Neler oluyor doktor bey.
Haldun bey uzgunum ama her iki yumurtaniz da agir
hasar gormus. Kanama cok siddetli olmus. Operasyon
sirasinda her ikisini de almak zorunda kaldik. Ancak
uzulmeyin. 2 Yillik bir tedavinin ardindan protez
yardimiyla tekrar sertlesme yasama ihtimaliniz var.
Evladim.. Cocugum..
Beyefendi, oncelikle dikkat ettigimiz konu buydu
zaten.
Her ne kadar 45 yasinda olsaniz da cocuk sahibi olmak
isteyeceginizi
dusunerek en azindan spermlerinizi kurtarmayi
planliyorduk. Ancak ameliyat
sirasinda farkettik ki sperm kanallarinizin morfolojik
yapisindan dolayi
sizin saglikli sperm uretmeniz imkansizmis. Yani bu
kaza olmasaymis da
cocuk sahibi olmaniz mumkun degilmis. Haldun Bey
duyduklarini sindirmeye calisiyordu ama beyni artik
ona isyan ediyor ve durma noktasina yaklasiyordu. Son
bir gayretle ..
Birgul Yuvakuran.. dedi.. Doktor kafasini manali bir
sekilde sallayarak: Aslina bakarsaniz Haldun Bey,
boyle bir cocugunuz olacagina hic cocugunuz olmamasi
daha iyi. Bahsettiginiz kisi yandaki odada yatiyor.. O
cocugun babasinin yerinde olmak istemezdim. Kiz
hayatini fahiselikle kazaniyormus.. Bu yaptirdigi 4.
Kurtaj meliyatiymis.. Rahim duvari yirtilmasi yuzunden
geldi buraya. Cok kan kaybetmisti ancak su anda iyi
durumda. O. O benim kizim..Haldun Bey, sizin kiziniz
olmasi tibben imkansiz. Ha
evlatlik ise >orasi baska ama biyolojik babasi siz
olamazsiniz. Haldun Bey, kendini yataga birakti ve
gozlerini kapadi."Allahim eske canimi alsan da bu
izdirabi bana yasatmasaydin" diye dua etti. O sirada
doktor, rutin kontrollerini yaparak odadan ayrildi.
Aradan 2-3 gun gecti. Haldun Bey yogun bakimdan cikmis
bir odada yatiyordu.
Kendisiyle gorusmeye gelen karisini kovmus hasta
bakicinin her gun getirdigi gazetelere okumadan bos
bos bakiyordu.. O aksam hasta bakici yanina geldi..
Bey amca nedir senin derdin. Ne gelenin var ne gidenin
Gelen herkezi de kovuyormussun zaten.
Yok bisey.
Yaw anlat da bilelim. Belki bir yardimimiz dokunur..
Bana kimse yardim edemez..
Oyle deme be amca yaw.. Beterin beteri vardir. Allah
olumlu dert >vermesin..
Haldun Bey bu lafin uzerine artik dayanamayarak
patladi.Birkacdakika icinde hickira hickira 3 gun once
basina gelen olaylari gozyaslari esliginde hasta
bakiciya anlatti. Hastabakici olaylari dinledikten
sonra..
-Gec be birader, ben de senin derdini dert
zannetmistim.dedi..
Haldun Bey saskin bir ifadeyle sorarcasina
hastabakicinin yuzune bakiyordu..
Ben de senin derdini dert zannetmistim. Ya ben ne
yapayim diyerek
Haldun Bey'in kucagindaki gazetenin spor sayfasini
acti ve 8 sutuna
manseti gösterdi ;
"GENE OLMADI.".
BEN FENERLİYİM !
hobbit
12-22-2004, 12:06 PM
hangi konuda Birsen Ablacım :p
seni seviyorum kücük kız ...demek konusunda battistacım :)
DaYkO
12-22-2004, 12:14 PM
erhan yuh be kardeşim darltın beni yahu :mad:
ultrAslan_Erhan
12-22-2004, 12:17 PM
ne gibi dayko?
Hayatta pek cok insanla karsilasirsin.
Ama sadece gercek dostlar senin kalbinde bir iz birakir.
Istenmeyen şeyler bir tehlikeyle ilgilidir.
Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur.
Eğer o kişi seni pek cok kere aldatmışsa bu senin suçundur.
Akıllı insanlar yeni fikirleri tartışırlar.
Normal insanlar sonuçları tartışırlar.
Küçük insanlarsa başka insanları tartışırlar.
Kim para kaybederse çok şey kaybetmişdir.
Kim bir dost kaybetmişse daha fazlasını kaybetmişdir ve kim inancını kaybetmişse
her şeyini kaybetmişdir.
Başkalarının hatalarından öğren,kendi hatalarından öğrenemeyecek kadar kısa bir
ömrün var.
Dostum, sen ve ben,eğer yeni birisini getirirsen üç kişiyiz demektir.
O zaman bir grubu oluşdururuz.
Ve bir arkadaş çevresi Hiç bir zaman bir başlangıç yada son yoktur
Dün geçmişdi
Yarın bir bilmece
Bugün ise bir hediye
Sevgiyle Kalın
luckyben
12-22-2004, 02:28 PM
Ben Hediyesini Alayim :d
Cok Guzeldi Sena Saol Bole Yazmaya Devam Edersen Aglayacam Yakinda ;)
philcollins
12-23-2004, 06:06 PM
bu gün burası çok sessiz :o
luckyben
12-23-2004, 06:55 PM
sena yokya ondan bugun buralar cok sessiz
Ateş ve Su
Ates bir gün suyu görmüs yüce daglarin ardinda sevdalanmis onun deli dalgalarina.
Hirçin hirçin kayalara vurusuna,yüregindeki duruluga Demis ki suya:
Gel sevdalim ol,Hayatima anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamis atesin gözlerindeki sicakliga al demis;
Yüregim sana armagan...Sarilmis atesle su birbirlerine sikica, kopmamacasina...
Zamanla su, buhar olmaya,ates, kül olmaya baslamis.
Ya kendisi yok olacakmis, ya aski...Bastan alinlarina yazilmis olan kaderi de
yüregindeki kederi dealip gitmis uzak diyarlara su...Ates kizmis, ates yakmis ormanlari...Aramis suyu diyarlar boyu,günler boyu, geceler boyu.Bir gün gelmis, suya varmis yolu Bakmis o duru gözlerine suyun,biraz kirgin, biraz hirçin.
Ve o an anlamis;askin bazen gitmek oldugunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadigini....Ates durmus, susmus, sönmüs askiyla.
Iste o zamandan beridir ki:Ates sudan,su atesden kaçar olmus..
Atesin yüregini sadece su,Suyun yüreginiSadece ates alir olmus...
Badboy
12-24-2004, 11:37 AM
Ateş ve Su
Ates bir gün suyu görmüs yüce daglarin ardinda sevdalanmis onun deli dalgalarina.
Hirçin hirçin kayalara vurusuna,yüregindeki duruluga Demis ki suya:
Gel sevdalim ol,Hayatima anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamis atesin gözlerindeki sicakliga al demis;
Yüregim sana armagan...Sarilmis atesle su birbirlerine sikica, kopmamacasina...
Zamanla su, buhar olmaya,ates, kül olmaya baslamis.
Ya kendisi yok olacakmis, ya aski...Bastan alinlarina yazilmis olan kaderi de
yüregindeki kederi dealip gitmis uzak diyarlara su...Ates kizmis, ates yakmis ormanlari...Aramis suyu diyarlar boyu,günler boyu, geceler boyu.Bir gün gelmis, suya varmis yolu Bakmis o duru gözlerine suyun,biraz kirgin, biraz hirçin.
Ve o an anlamis;askin bazen gitmek oldugunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadigini....Ates durmus, susmus, sönmüs askiyla.
Iste o zamandan beridir ki:Ates sudan,su atesden kaçar olmus..
Atesin yüregini sadece su,Suyun yüreginiSadece ates alir olmus...
O zaman bu durumda itfaiyeciler arabulucumu oluyo. :p iğrencım yaaaaaa
Badboy
12-24-2004, 12:08 PM
Tolga ya alemsin :D :D
Hayır alem degılım veremım kanserım ve iğrencim :p
Jr.Battista
12-24-2004, 12:15 PM
canım kardeşim sen neymişsin be haberim yokmuş :p undefinedundefinedundefined
canım kardeşim sen neymişsin be haberim yokmuş :p undefinedundefinedundefined
Nası ya...Heee öleyim evde biraz terör estiririmde arkadaşlar :p
ultrAslan_Erhan
12-24-2004, 12:39 PM
MUTLULUĞUN GİZİ
Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayda bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
"Ama, sizden bir ricada bulanacağım", diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. "Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumda ki acem halılarını gördünüz mü?
Bahçıvan Başı'nın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü?
Kütüphanedeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?
Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itraf etmek zorunda kalmış. çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
"Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı", demiş ona bilge, "oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin."
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
"Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge.
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
"Peki", demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, "sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan."
ultrAslan_Erhan
12-24-2004, 12:58 PM
Asagidaki gerçek hikâye Kellog Business School'da (Northwestern Üniversitesi) Is Idaresi master ögrencileri ile Zaman Yönetimi dersi profesörü arasinda geçer...
Profesör sinifa girip karsisinda duran dünyanin en seçilmis ögrencilerine kisa bir süre baktiktan sonra, "Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karisik bir sinav yapacagiz" dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altindan kocaman bir kavanoz çikartti. Arkadan, kürsünün altindan bir düzine yumruk büyüklügünde tas aldi ve taslari büyük bir dikkatle kavanozun içine yerlestirmeye basladi. Kavanozun daha baska tas almayacagina emin olduktan sonra ögrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Ögrenciler hep bir agizdan "Doldu" diye cevapladilar. Profesör "Öyle mi?" dedi ve kürsünün altina egilerek bir kova micir çikartti. Miciri kavanozun agzindan yavas yavas döktü. Sonra kavanozu sallayarak micirin taslarin
arasina yerlesmesini sagladi. Sonra ögrencilerine dönerek bir kez daha "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Bir ögrenci "Dolmadi herhâlde" diye cevap verdi. Dogru" d! edi profesör ve gene kürsünün altina egilerek bir kova kum aldi ve yavas yavas tüm kum taneleri taslarla micirlarin arasina nüfuz
edene kadar döktü. Gene ögrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu.Tüm siniftakiler bir agizdan "Hayir" diye bagirdilar. "Güzel" dedi profesör ve kürsünün altina egilerek bir sürahi su aldi ve kavanoz agzina kadar doluncaya dek suyu bosaltti. Sonra ögrencilerine dönerek "Bu deneyin amaci neydi" diye sordu. Uyanik bir ögrenci hemen "Zamanimiz ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayirabilecegimiz zamanimiz mutlaka
vardir" diye atladi. "Hayir" dedi profesör, "bu deneyin esas anlatmak istedigi Eger büyük taslari bastan yerlestirmezsen küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsin" gerçegidir". Ögrenciler saskinlik içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: "Nedir hayatinizdaki büyük taslar? Çocukla! riniz, esiniz, sevdikleriniz, arkadaslariniz,egitiminiz,hayâlleriniz, sagliginiz, bir eser yaratmak, baskalarina faydali olmak,onlara bir sey ögretmek! Büyük taslariniz belki bunlardan birisi,belki bir kaçi, belki hepsi. Bu aksam uykuya yatmadan önce iyice düsünün ve
sizin büyük taslariniz hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taslarinizi kavanoza ilk olarak yerlestirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsiniz,o
zaman da ne kendinize, ne de çalistiginiz kuruma, ne de ülkenize faydali olursunuz. Bu da iyi bir is adami, gerçekte de iyi bir adam olamayacaginizi gösterir". Profesör, ders bittigi hâlde konusmadan oturan ögrencileri sinifta birakarak çikti gitti...
HAYATIN KIRK ALTIN KURALI
1) Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.
2) Adam gibi üç fıkra öğren.
3) Sevinçlerini sakın erteleme.
4) Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığının %90 'ını oluşturur.
5) Hergün 30 dakika yürüyüş yap.
6) Her yemekten önce şükret.
7) Bir arkadaşının sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.
8) Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.
9) Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
10) Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.
11) Çocukların, adet kelimesini duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.
12) Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.
13) Kendini ve başkalarını affetmesini bil.
14) İlkyardımı öğren.
15) Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
16) Her gün altı bardak suyunu içmeyi unutma.
17) Seni seven insanları koru.
18) Zorda olsa ailenle tatil yapmak için herşeyi dene. Bu tatildeki anlar, hayatının en değerli anlarından biri olacak.
19) Kendine yapılması istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.
20) Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.
21) Başarılı ve iyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma.
a) Doğru insanı bulmak. b) Doğru insan olmak.
22) Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.
23) Sevimsiz olmayacak şekilde ayrı fikirde olmayı öğren.
24) Cesaretli ol, hayatına geri baktığında yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.
25) Çok mükemmel bulduğun bir fikri başkasının engellemesine izin verme.
26) Keyifsizliklerini açığa vurma.
27) Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve bir şeyi eleştirme.
28) Evliliğini güzelleştirmek için her gün birşeyler yap.
29) İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.
30) Çocukların hakkında başkalarına iyi birşeyler söylerken, bırak onlarda duysun.
31) Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir. Unutma.
32) Çocuklarını anlamaya çalış, yargılamaya değil.
33) Kalem ve not defterini daima yanında taşı.
34) Zaman ve kelimeleri boş yere harcama. İkisi de çok değerli.
35) İnsanların yaptıkları olumsuz şeyleri değil, ileride yapacaklarını düşün.
36) Senden az ya da çok parası olanlarla, paran hakkında konuşma.
37) Birşeyi elde etmek için çok çaba sarfettiysen, tadını çıkarmak için zaman ayır.
38) Birisinin kahramanı ol.
39) Neyi ve kimi desteklediğini insanlara söyle.
40) Sadece aşk için evlen.
alid90
12-25-2004, 03:59 PM
işte bu kırk kuralı okumuştum onceden battista ablacım YAŞINI BİLMİORUM AMA çok guzel izninle arada bende koybilirmiyim hikaye :confused:
işte bu kırk kuralı okumuştum onceden battista ablacım YAŞINI BİLMİORUM AMA çok guzel izninle arada bende koybilirmiyim hikaye :confused:
Elbette ablacım...Sevinirim ;)
alid90
12-25-2004, 04:09 PM
4. Murat devri. Padisah tarafindan, mey (sarap), afyon
ve fal bakmak
yasaklanmis. Istanbul'da bütün meyhaneler ve keshaneler
"underground"
takilmaya baslamis. 4. Murat bi gece, tebdil-i kiyafet
Istanbul'a indiginde, karsiya geçmeye karar verip bi
sandal kiralamis.Sandalci müsterisinin sultan oldugunu
bilmiyomus tabii. Bi ara,
sandalin yanindan sarkan bi ipi çekmis. Ipin ucunda bi
testi! Sultan, "Ne var o testinin içinde?" diye sormus.
Sandalci "Ne olacak, mey iste" diye
gülerek müsterisine ikram etmis. Her ne kadar yasaklamis
olsa da, 4.
Murat'in alkolle arasinin iyi oldugu bilinir. Ikrami
kabul etmis ama yinede,"Mey yasak. Hünkarimiz görse
kafani vurdurtur diye korkmuyo musun?"
diye sormaktan da geri kalmamis. Sandalci da haliyle,
"Yahu hünkar
ner'den görecek bizi denizin ortasinda" demis.
Aradan biraz zaman geçmis. Sandalci bu kez de, teknenin
tahtalarindan birini
kaldirip aradan afyon çikarmis ve nargilesine atarak
körüklemeye
baslamis.Gönlü zengin adam, hemen müsterisine de ikram
etmis. Sultan yine
kabul etmis ama yasagi gene hatirlatmis. Sandalci ayni
sekilde, "Kim görecek ki bizi denizin ortasinda" demis.
Biraz dahavakit geçmis. Bizim sandalci
cebinden fal taslarini çikarmis. Hünkara, "Ver 5 akçe de
falina bakayim"
demis. Fal 4. Murat'in en kizdigi seymis, ama "Hadi
biraz daha sabredeyim"
diye düsünüp, "Bak bari" demis.
Fal taslarini elinde çalkalayip atan sandalci, "Efendi,
sorunu sor bakalim" demis. 4. Murat, "Hünkar su anda
nerededir?" diye sormus. Sandalci
taslara bakip "Hünkar su an denizdedir" demis. 4. Murat
güya endiselenmis
havalarina girip, "Sakin yakinimizda bi yerde olmasin"
diye sormus sandalciya
ve tekrar iyice bakmasini söylemis. Sandalci taslara
tekrar bakmis ve
birden, 4.Murat'in ayaklarina kapanip, "Affet beni
hünkarim " diye
yalvarmaya baslamis. Kiyiya dönene kadar yalvarmaya
devam etmis. Padisah
dayanamayip,"Sana bi soru sorucam. Eger bilirsen seni
affederim. Bilemezsen
boynunu aninda vurduracam" demis. Sandalci sevinçle,
"Padisahim çok yasa"
demis ve merakla soruyu beklemeye baslamis.
4. Murat, sandalciya, "Dönüste Istanbul'a hangi kapidan
giricem?"
diye sormus. Tabii sandalci hemen itiraz etmis,
"Hünkarim, simdi ben hangikapiyi
söylesem, siz baska kapidan girersiniz. Affiniza
siginarak,gireceginiz
kapiyi bi kagida yazsam ve size versem; kapidan
geçtikten sonra okusaniz olur mu?" demis. Hünkar basini
"Olur" anlaminda sallayinca,sandalci tahminini yazip
kagidi vermis.4.Murat kagidi alir almaz, daha bakmadan,
yanindaki fedaisine, "Hemen boynunu vur su kafirin"
emrini vermis. Sonra da, "Surlara yeni bir kapi açila!
Istanbul'a oradan giricem" demis çevresindekilere. Kapi
5-10 dakikada açilip, padisah ve erkani sehre girmis. 4.
Murat bi ara,sandalcinin kagida
hangi kapiyi yazdigini merak etmis. Kendinden çok
eminmis, laf olsun diye
cebindeki kagida bakmis. Ama okuyunca hayretler içinde
kalmis.Sandalci kagida sunlari yazmismis: "Hünkarim,
yeni kapiniz vatana millete hayirli ugurlu olsun"O gün
bugündür de iste o kapi, "Yenikapi" olarak aniliyormus :eek:
alid90
12-25-2004, 04:11 PM
Deniz Yıldızı
Yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden
bir yazar,sabah yürüyüşlerinden birinde sahilde
dans eder gibi hareketler yapan bir adam görmüş.
Biraz yaklaştığında,adamın aslında dans etmediğini,
birkaç adım koşup yerden denizyıldızlarını tek tek
alıp okyanusa fırlattığını görmüş ve dayanamayıp
sormuş:
"Neden deniz yıldızlarını okyanusa atıyorsun?"
Adam yanıtlamış:
"Birazdan güneş dahada yükselecek,sular çekilecek.
Onları suya atmazsam ölecekler."
Yazar devam etmiş:
"Kilometrelerce sahil ve binlerce deniz yıldızı var.
Hiçbirşey farketmez..."
Adam yazarı dinledikten sonra yerden bir deniz
yıldızı daha almış ve okyanusa fırlattıktan
sonra yanıtlamış:
"Onun için farketti."
Yazar,bu adamın olup biteni izlemek yerine,birşeyler
yaptığını,bir fark yarattığını anlamış ve ona
katılarak bütün sabahı okyanusa deniz yıldızı atarak
geçirmiş...
alid90
12-25-2004, 04:14 PM
Bulut Ve Yıldız
Bir zamanlar gozyuzunde birbirlerini gercekten cok seven
bir
bulutla yildiz vardi... Bulut gokyuzunun en seker, en
pembe
bulutu yildizsa; en parlak , umudu en cok yansitan
yildiziydi...
Gokyuzundeki her varlik onlarin sevgisini kiskanirdi ..
Tatli bir kiskanclikti onununkisi ...Ama biri vardi ki;
bulut ve
yildizin ayrilmalarini yurekten istiyordu....Hem de
yildizin en
yakin arkadasi olmasina ragmen ...
Bulut biraz safti, kimseyi kiramazdi ...
Yildizsa bulutu icin elinden gelen her seyi yapabilir,
herkese
meydan okuyabilirdi...Zaten onun icin bir bulutu birde
cok
sevdigi dostu peri vardi... bir derdi oldugunda gider
periye
anlatirdi...Nereden bilebilirdi ki perinin bir gun
bunlarin hepsini
yildizla bulutun ayrilmalari icin koz olarak
kullanacagini?..
Bir gun nazar degdi bulutla yildiza....
Hic yoktan bir sebepten tartistilar...
Bulut cekti gitti hatali olmasina ragmen ..
Yildizsa "nasilsa bulutum beni sever donecektir" diye
dusunup
hic bir sey yapmadi... "doner geri" diye dusundu ...
Fakat hic bir sey beklendigi gibi gitmedi...Bulut
donmedi. Kim
bilir , belki de cesaret edemedi donmeye...
"Her seyin bitmesini goze alamam"diye dusundu...
Tek bir gercek vardi ki o da ikisinin de cok uzgun
olduklariydi..
Gokyuzundeki iyilik melekleri bile agladilar onlarin
durumlarina ama
ne fayda?
Ertesi gun yildiz olanlari en yakin dostu periye
anlatti...
Periyse gostermelik bir huzne burundu...
Eline buyuk bir firsat gecmisti.
Artik hayati boyunca kiskandigi kisiye karsi kozlari
vardi elinde
O kisi en yakin dostu yildiz olmasina ragmen
kullanacakti
kozlarini...Hem de buyuk bir zevkle .. Bulutun yanina
gitti ve
yildizin artik onu sevmedigini soyledi. Bulutsa uzuldu
boynunu
buktu ama elinden hic bir sey gelmeyecegini dusundu...
Cunku yildiz inatciydi..
Bir kere olmaz dediyse bir daha olur demezdi
Peride bulutun bu uzgun durumundan yararlanip ona olan
sevgisini itiraf etti...Bulutta kimseyi kiramadigi icin
perinin,
yildizinin yerine gecmesine izin verdi...
Yildiz gunlerce bekledi bulutunun gelmesini, ondan af
dilemesini ama bulut gelmedi . Bir gun yildiz bulutun
yanina
gidip, konusmaya karar verdi ..
Gece yola cikti...
Bulut eniyi dostu sandigi periyle birlikte ayda
eleleydi...
Melekler dayanamayip tum olan biteni anlattilar yildiza
...
Cok uzuldu ama dondu arkasini caresiz gitti...
Yavas yavas sonmeye basladi...
O gunden sonra yildiz sondu, isik veremez oldu ..
Bulutsa artik ne o kadar pembe ne de o kadar
kadifeydi....
Yildiz ilk zamanlar her seyden vazgecti , hayata
kustu...
Ama kolay pes etmezdi...
Kisa bir sure sonra hayatiyla ilgili o onemli karari
verdi...
O gune kadar hic gormedigi gunesin yanina gidecekti ve
biraz
daha isik isteyecekti ondan .. Cok gecmeden daha once
hic
gormedigi gunesin yanina gitti...Ondan yansitmasi icin
biraz
daha isik istedi...Gunes isik yerine sevgisini verdi
yildiza...
O gun bu gundur yildiz dunyaya gunesin sevgisini
yansitir....Bulutsa hep gozyaslarini akitir dunyaya....
Birde yureginde kopan firtinalari...
umarım bunlar daha once yazılmamıştır
yazılmadı Alicim.teşekkürler...Deniz yıldızı çok güzelmiş...Bulutu ben daha önce okumuştum ;)
ozgurozdemirr
12-25-2004, 09:06 PM
Vakti zamanında bir zatı muhterem vardı oda böle yazardı ama yazdıklarını kendi yazardı çokta güzel yazardı ortalık karışırdı.
Keşke gene yazsa :(
merve
12-25-2004, 11:53 PM
sular mıydı bedenimi yıkayan bu gürültünün içinde? yoksa gürültü müydü beynimde çınlayan bu berrak ırmağın içinde? sebepsiz mırıldanmalar huzursuzluğumun nedeni ve sebepsiz, çok gençken öldürülen bir kaç yitik yaşam sahifesi...
gözlerim kor alev gibi canlı, ışık gibi parlak ve su gibi duru... bakışlarım asla kopamamış ruhundan; alsalar da elimden gururumu.
şuursuz bir kaç gölge takılmış peşime, gündüzlerimi kendilerine teslim etmemi istemişler... itirazsız karşılaşınca bu zamansız kabullenmeyle, gecenin benim özgürlüğüm olduğunu farkedememişler.
zincirlenmiş, kıpırdayamıyor; güvensiz... gülüp geçilecek bir halde aslında, anlayamıyor. güceniyor, sıkılıyor... bakınmak değil mi aklından geçen? bakıyor öylesine boş, anlamsız... ve kaçak! kaçak bir göz teması beni kendime getiriyor...
başım yana düşüyor ve düşüncelerimi bırakıyorum sahibi olmayan sahillere...
sahil deyince aklıma geliyor, denizimde yol yol yayılan yakamoz... yakıyor karanlığı, yakamoz misali gülümsüyor geceye... yakamoz, sessiz parıldıyor.
içimde bir okyanus, değil ki deniz kadar kısıtlı... değil ki sadece gündüz kadar kırıntı ve kıpırtı değil sana bahsettiğim.
yakamozum, yüreğimin kumsalı...
yazdıklarını kendi yazan zat-ı muhterem...
Merve
"yakamoz..."
ozgurozdemirr
12-25-2004, 11:56 PM
yazdıklarını kendi yazan zatı muhterem...
Merve...
Üste laf bile sölenmez, sınıfında teksin..
Allah Neler yaratıyor...Buyrun bakalım :o
Hayalinin gölgesinde üşüdüğüm sevgili
tutunmaya çalıştığım uçurumun yankısına
benzeyen gözlerin büyüsü
ve yalnızlık korkusu ömrümün!
kapanmamış bir zarfın girdabında ahenkle unutulmuş hüznü kuşanan
Yüzüm ürkek kartanesi çığlığında üşüyen aşk nârına bürünen
Sözüm.
Uçurum...gözlerin...ahenkle...büyüsün....
KUM
Sen kum nedir bilmezsin
Deniz görmedin ki.
Yum gözlerini zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.
Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki.
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır.
Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir.
Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki.
Yat toprağa boylu boyunca,
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır.
Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki.
Ağla, ağlayabildiğin kadar,
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir.
KURBAĞANIN AZMİ
Bir gün iki kurbağa süt dolu bir küpün içine düşmüşler.
Kurbağalar atlamış, zıplamış, çırpınıp durmuşlar. Ama nafile.
Küpün içi sırlı, kaygan olduğu için bir türlü dışına atlayamamışlar.
Kurbağalardan biri dayanamayarak: ''Buradan kurtuluş yok'' diye
düşünmüş ve kendini salıverip sütün içinde boğulmuş.
Öbür kurbağa ise azmini yitirmeyerek ''Direnmeye devam etmeliyim. Zıplayayım belki gelip kurtaran olur'' diye düşünmüş ve baslamış sıçrayıp debelenmeye ve de bağırmaya.
Uzun süre uğraşıp didinip durmuş. Bakmış ki kimse gelmiyor;
tam azmini, umudunu yitiriyormuş ki, içinde zıpladığı süt,
çalkalanmadan dolayı kaymak bağlamaya başlamış.
Direnen kurbağa'da kaymağın üzerinde kalıp batmaktan kurtulmuş ve sıçrayıp atlayıvermiş.
DÜNDEN HIZLI MISINIZ?
*Her sabah bir ceylan uyanır Afrika'da.
Kafasında tek bir düşünce vardır.
En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa aslana yem olacaktır.
*Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da.
Kafasında tek bir düşünce vardır.
En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa açlıktan ölecektir.
*İster aslan olun, ister ceylan olun
hiç önemi yok.
Yeter ki güneş doğduğunda
koşuyor olmanız gerektiğini,
Hem de bir önceki günden daha hızlı
koşuyor olmanız gerektiğini bilin
*Yaşam adlı koşuyu ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü,
Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir.
*Çünkü eğer aslansanız
ve en yavaş koşan ceylanı bir önceki gün yakalamışsanız,
Ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz,
Artık bilmelisiniz ki en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır.
O halde düne göre hızınızı artırmanız gerekmektedir.
*Yok eğer ceylansanız
ve henüz aslana yem olmamışsanız,
Hızınızı düne göre mutlaka artırmalısınız.
Çünkü sıra size gelmiş demektir.
*Hayat koşusunda devam edebilmenin tek koşulu var.
*Dünden daha hızlı olabilmek.
*Bakın bakalım şimdi kendinize.
*Ondan, şundan, bundan değil,
"DÜNDEN" hızlı mısınız?
ANNE
Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış.
Bir gün Tanrı'ya sormuş;
"Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler.
Fakat, ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki,orada nasıl yaşayacağım?"
"Tüm meleklerin arasında senin için bir tanesini seçtim,
O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak.
Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek.
Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın."
"Peki, insanlar bana birşey söylediklerinde,
dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?"
"Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek.
Sana konuşmayı, dikkatle ve sevgi ile öğretecek."
"Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?"
"Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek."
"Dünyada kötüler olduğunu da duydum.Beni onlardan kim koruyacak?"
"Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak."
"Fakat, ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm."
"Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve ulaşmanın yolunu öğretecek."
O sırada cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır.
Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar;"Şimdi gitmek üzere isem,benim Meleğimin adı ne?"
"Meleğinin adının önemi yok yavrum.
Sen onu, ANNE diye çağıracaksın."
ersin yılmaz
01-11-2005, 01:06 PM
:icon_excl
Ertan Ömür
01-11-2005, 01:12 PM
Sena bende bu ANNE yazısını daha önceden biliyordum ama büyük keyifle okudum.Of ya bugün çok duygusalım.Dokunsalar ağlayacağım.. :sad_smile
Sena bende bu ANNE yazısını daha önceden biliyordum ama büyük keyifle okudum.Of ya bugün çok duygusalım.Dokunsalar ağlayacağım.. :sad_smile
Ertan Abi...Geliyo ordan bişiler bana doğru zaten hissedebiliyorum... :icon_idea
hobbit
01-11-2005, 01:17 PM
Hemen hemen her annenin cocuğu kendisine melek ..her cocuğun anneside o cocuğa bir melek gibi gelir...ve ben böyle 2 meleğe sahip olduğum icin kendimi cok şanslı hissediyorum.. :)
Hemen hemen her annenin cocuğu kendisine melek ..her cocuğun anneside o cocuğa bir melek gibi gelir...ve ben böyle 2 meleğe sahip olduğum icin kendimi cok şanslı hissediyorum.. :)
Cnm yaaaa :)
philcollins
01-11-2005, 01:24 PM
tüylerim diken diken oldu, valla bu gün benim de duygusallığım üstümde galiba, saol baticim
beyazkartal
01-11-2005, 03:56 PM
Sagolasın sena ,
bugünkü en güzel şeydi herhalde........
alid90
01-12-2005, 08:23 PM
Geç Kalmayın
Her zamankı gıbı işi geregı ızmıre gıdecektı .Uçagın
kalmasına saatler vardı yola cıkmıştı ama soyle duşundu
.
Her zaman tam vaktınde gıdıyorum bır kez olsun erken
gıdeyım ızmırı gezerım.Bunları duşunurken o anda bındıgı
taksının radyosunda anons yapıldı cok acele kan
aranıyordu ozel hastanede yatmakta olan bır cocuga kan
aranıyordu ustelık kendı kanıydı Bu ananston 10-15 dk
sonra adı gecen hastanenın onunden gectıler acaba kan
versemmı dıye duşundu sonra vazgectı nasıl olsa bu
anansu cok kışı duydu mutlaka bır kan veren olur ustelık
ızmırı gezecektı saatınden erken gıtmesı
gerekıyordu.Havaalanına geldı ve beklemeye başladı
saatler ılerlıyordu sonra monıtorde gıdecegı ucagın gec
gelecegı yazıyordu cok sınırlenmış hayalı suya duşmuştu.
izmirdekı ıslerını tamamlayıp gerı dondugunde anons
aklına gelmıştı hastanenın ve hastanın ısmını
unutmamıştı arayarak kan verebılecegını soyledı .
Telefondakı kışı şu cevabı verdı:
gerek kalmadı beyefendı aradıgımız kanı bulamadık
hastamızı kaybettık.
çok güzel bunlar ellerine sağlık
Bir yaz günü, plajda oturuyor, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum. Her ikisi de, deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı. Kale neredeyse tamamlanmışken, büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu. Her şey, bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü. Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların göz yaşlarına boğulmalarını bekliyordum. Ama çocuklar beni şaşırttı. Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler.
Çocukların, o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini fark ettim.
Yaşamımızdaki her şey, yaratmak için üstünde çok zaman ve enerji sarf ettiğimiz her karmaşık yapı, aslında
kumdan yapılmışlardır. Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir. Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarf ettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir. Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir...
philcollins
01-13-2005, 12:08 PM
:49_49:
hobbit
01-13-2005, 03:03 PM
bu kadar dostun arasında ellerimin hic boş kalmayacağına eminim.. :)
philcollins
01-13-2005, 03:13 PM
bu kadar dostun arasında ellerimin hic boş kalmayacağına eminim.. :)
tabiii sendeki iştah kimde olsa eli boş kolmaz zaten :D
ana...
Kavgada bile söylenmez beee:p
hobbit
01-13-2005, 03:26 PM
tabiii sendeki iştah kimde olsa eli boş kolmaz zaten :D
öle mi diyosun ATALAY.........EYVALLAH
philcollins
01-13-2005, 03:29 PM
öle mi diyosun ATALAY.........EYVALLAH
ama ama aplacım :( niye kızıyosun ki ben şaka olsun diye şey etmiştim :(
philcollins
01-13-2005, 03:42 PM
ana...
Kavgada bile söylenmez beee:p
baticim dur bak cidden kızdı aplam, ben sesinden anlarım onun bana kızdığı zamanı :(
ben homidi gırtlak derken aslında çok yemez aplam benim :(
hobbit
01-13-2005, 04:11 PM
kızacak birşey yok ...dost eli ha bir eksik olur ha bi fazla..dediğin gibi Atalay el cok :)
philcollins
01-13-2005, 04:15 PM
kızacak birşey yok ...dost eli ha bir eksik olur ha bi fazla..dediğin gibi Atalay el cok :)
tabiki, öyle diyosan öyledir...
Aykırı oldu dünya artık,
sevgililer birbirine aykırı…,
dostluklar birbirine aykırı…,
düşüncede aykırıyız biz aslında….
çözememişiz, anlayamamışız birbirimizi ,
aykırı aşklar yaşıyoruz…
Ve dahi mutsuzluklar…
aslında belki de, aykırı olan kendimiziz
kendimize…
içimizdeki yansıyor çevremize…
Kötü karakterli bir genç varmış.
Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermis.
"Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman
her sefer bu tahtaperdeye bir çivi çak" demis.
Genç, birinci (ilk) günde tahtaperdeye 37 çivi çakmış.
Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış
ve geçen her günde daha az çivi çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.
Babasına gidip söylemiş.
Babası onu yeniden tahtaperdenin önüne götürmüş.
Gence, "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için
tahtaperdeden bir çivi çıkart (sök)" demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış.
Babası ona, "Aferin iyi davrandın ama bu tahtaperdeye dikkatli bak.
Artık çok delik var.
Bundan sonra geçmişteki gibi güzel olmayacak
Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.
Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır.
Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin
ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).
Bir arkadaş ender bir mücehver gibidir.
Seni güldürür yüreklendirir.
Sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur.
Seni dinler sana yüreğini açar" demiş.
Ertan Ömür
01-18-2005, 04:34 PM
Bu çivi hikayesini yıllardır anlatırım çevremdeki insanlara.Çok sevdiğim bir hikayedir. :icon_excl
DOSTLARI İYİ SEÇEBİLMELİ
Dostlarımız olmalı
Düştüğümüzde kolumuzdan tutabilmeli
Bizimle tünele birlikte girebilmeli
Sonunda ne olacağını hiç düşünmeden
Dostlarımız olmalı
O'nun için herşeyi göze alabilmeli
Ve hep yüzüne gülümseyebilmeli
Yalansızca, menfaat beklemeden
Dostlarımız olmalı
Tıpkı yıldızlar gibi ışık tutmalı karanlığımıza
Yönümüzü yitirdiğimizde kılavuz olmalı
Ellerimizden tutmalı karşılıksızca
Dostlarımız olmamalı
Bir anda sinirlenip yüzümüze haykıran
Anlaşılmaz bir hal alıp kalp kırabilen
Değersizce dokunmamalı gözleri gözlerimize
Dostlarımız olmamalı
Sadece kendini düşünebilen
Her sözcükte kendini haklı gösterebilen
Vefasız olmamalı düşler gibi...
philcollins
01-18-2005, 04:54 PM
:hail: :hail: :hail: :hail:
:hail:
Ya sen deli misin divane misin ben anlamadım ki.Mahsus mu yapıyorsun lem Atalay:D
philcollins
01-18-2005, 05:01 PM
Ya sen deli misin divane misin ben anlamadım ki.Mahsus mu yapıyorsun lem Atalay:D
:003:
NEDIR BULUT???
Gökyüzündeki o pamuksu şey midir?
Kirli veya temiz gözüken.
Yoksa gözümüzdeki ıslaklığın kaynağı mı?
Ya da bahar sabahlarındaki bulanıklık mı?
Bazen gökteki pamuktur,
Bazen gözümüzdeki yaştır,
Bazen bir bulanıklıktır.
Gökteki habercidir kimi zaman.
Güzel bir günü ya da,
Sevgilerin bittiğini haber veren,
Özlemlerin olduğu ıslak bir pamuk.
Gözlerdeki habercidir.
Acıyı, yalnızlığı, mutluluğu, ayrılığı anlatır.
Beynimizdeki bir bulanıklıktır.
Gerçekleri görmemizi engelleyen.
Gökteki bir perdedir.
Geceleri yıldızları göstermeyen,
Gündüzleri manzaraları süsleyen.
Gönlümüzde bir bunaltıdır.
Canımızı sıkan.
Gözümüzün önündeki son perdedir.
Hayatın sonunu belirten.
Badboy
01-26-2005, 06:36 PM
Daha yenı okudum ama çok güzel.Kanka sağol;)
GÜNEŞ ve RÜZGÂR
Güneş ve Rüzgâr, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar.
Ve rüzgâr "Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım " der.
"Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun,hani şu üstünde palto olan.
Bahse girerim,o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk söküp alabilirim."
Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve
rüzgâr bir fırtına gücüyle esmeye başlar.Ancak rüzgâr şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır.
Sonunda rüzgâr pes edip, durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak
yaşlı adama sıcacık gülümser.Bunu gören yaşlı adamın
yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir.Ve paltosunu çıkarır.
İddiayı kazanan güneş, rüzgâra;
"DOSTLUK VE NAZİKLİK,HER ZAMAN
HAŞİNLİK VE ZORBALIKTAN DAHA GÜÇLÜDÜR"der...
SNOWMAN
02-16-2005, 10:29 PM
http://img132.exs.cx/img132/7277/fliesaway8al.gif
Olderman yaa..Nerden ve nasil buluyorsun bunlari:o
SNOWMAN
02-16-2005, 10:34 PM
http://img232.exs.cx/img232/4971/butterfly1qj.gif
Kelebekler bu aralar o kadar çok karsima cikar oldu ki:)
SNOWMAN
02-16-2005, 10:44 PM
Gökkuşağı renkleri, Kelebeklerin renkleri, Yaşamın renkleri...
Karamsarlıkları kovup renkleri görmenin zamanı......... :)
http://img166.exs.cx/img166/5476/fantasy07vn.jpg
http://img105.exs.cx/img105/6681/ac3877jc.gif
HAYAT BÖYLEDİR İŞTE
Franklin, bir çocuğa bir elma vermiş.
Çocuk çok sevinmiş.
Bir elma daha vermiş.
Çocuk daha çok sevinmiş.
Bir elma daha verince;
çocuk sevinçten deliye dönmüş.
Ve bir elma daha verince,
çocuk dört elmayı elinde zaptedememiş,
sonuncusunu düşürmüş yere...
Bu sefer ağlamaya başlamış çocuk.
Hayat böyledir işte...
Hayal etmediğimiz bir saadete eriştikten sonra,
onun bir lokmasını dahi kaybetmek bizi perişan eder.
"Keyifler değildir yaşamı değerli yapan.
Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan"
Bernard Shaw
nitrO_Oxide
03-09-2005, 01:51 PM
Keyifler değildir yaşamı değerli yapan.
Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan"
bu nasıl bi sozdur yaa :hail:
Keyifler değildir yaşamı değerli yapan.
Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan"
bu nasıl bi sozdur yaa :hail:
Yaşamayı bilmiyoruzzzzz: :ermm:
YETİŞKİN OĞLUMA
Sürekli meşguldüm o kadar sene
Seninle doyasıya oynayamadım
Sen beni çağırdın gel oyna diye ,
Ben bir türlü zaman ayıramadım.
Giydirdim, doyurdum, seni kolladım.
Sadece bunları yeterli sandım,
Bana oyuncağını getirdiğinde,
Ben seni çoğu kez başımdan savdım.
Yatağa yatırır seni okşardım,
Sen uyur uyumaz hemen çıkardım.
Şimdi o günleri çok özlüyorum,
Keşke bir dakika fazla kalsaydım.
Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk.
Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk,
Ona dokunmak için uzandığımda
Ellerim boş kalır, yüreğim buruk.
Artık ne resimler, ne de oyunlar,
Ne "iyi geceler", ne sarılmalar,
Hepsi çok geride, ulaşmak zor,
Yaşanmadı sanki o güzel yıllar.
Artık hiç işim yok, yapayalnızım.
Günlerim çok uzun, üstelik bomboş.
Keşke isteklerini bir bir yapsaydım,
Küçük arzuların şimdi çok şirin çok hoş
BİR SÜRE SONRA
Bir süre sonra,bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki ince farkı öğrenirsin,
Ve aşkın yaşlanmak,birlikte olmanın da güvende olmak anlamına gelmediğini öğrenirsin,
Ve öpücüklerin sözleşme ve hediyelerin de vaat olmadığını öğrenmeye başlarsın,
Ve yenilgileri başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın,bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zerafeti ile,
Ve herşeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin çünkü yarın ile ilgili herşey belirsizdir.
Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu öğrenirsin eğer fazla maruz kalırsan
Bu yüzden,başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden kendi bahçeni yarat
ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ve göreceksin ki dayanıklısın...
Ve kuvvetlisin,
Ve değerlisin.
SNOWMAN
03-12-2005, 10:11 PM
:icon_excl :icon_idea :icon_excl
hobbit
03-13-2005, 01:27 AM
''o bir süre sonra''sı bu hayat diliminde gecirdiğin zaman ve sana kazandırdığı tecrübe.. ve ancak kendisiyle muhasebe yapabilen insanlar,bazı değerlerin farkına varabiliyorlar.. hem kendimizin hemde sevdiklerimizin kıymetini umarım iş işten geçmeden anlarız...
cok güzel Sena..
Hayat budur işte.....
Kimi insan vardır varlığı umurunda değildir,bilmessin sana kattıklarını...Ama kimi insan vardır yaşamında vakit geçirdiğin,senden alıp götürdüklerini kabullenmezsin.
scorpion
03-14-2005, 02:32 AM
Kendinize ve sizi siz yapan değerlerinize iyi bakın...
"Değerlerinin ne olduğunu iyi bilirsen,
karar vermekte güçlük çekmezsin."
Roy Disney
Sevgiler...
http://img228.exs.cx/img228/2523/bfly022po.gif
Gül Yaprağı
Uzakdoğu'da bir budist tapınağı bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu.
Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.
Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi.
Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi.
Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu,
o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu.
Bir süre sonra kapı açıldı.
İçerideki budist rahip kapıda duran yabancıya baktı.
Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.
Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
Budist bir süre kayboldu.
Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.
Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.
Yabancı tapınağın bahçesine döndü.
Aldığı bir gül yaprağını kabin içindeki suyun üstüne bıraktı.
Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı
İçerideki budist rahip saygıyla eğildi
ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.
Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.
hobbit
03-16-2005, 03:32 PM
evet ..bunu cok iyi biliyorum..uygulamak ıcın de elimden geleni yapıyorum..
HAYYAM'DAN
Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin.
Bu evren her gece ne gömlekler diker
Kimini gelen kimini giden giyer
Hergün nice sevinçlerle dolar dünya,
Nice dertler toprağa karışır gider.
beyazkartal
03-16-2005, 04:14 PM
LOKMAN HEKİM DER Kİ ;
Ulemanın yanında dilini koru ,
Evliyanın yanında gönlünü koru ,
Namazdayken kalbini koru ,
Yemekteyken mideni koru ,
Başkasının evinde Gözünü koru ,
Halkın arasında Dinini koru ,
İki şeyi unutma :
ALLAHI ve ÖLÜMÜ ,
İki şeyi unut :
Başkasına yaptığın İYİLİĞİ
Başkasının sana yaptığı KÖTÜLÜĞÜ....
hobbit
03-16-2005, 04:23 PM
Cok GÜzel Saİmcİm..
GÜLÜMSEYİN
Öyle sıcak ve samimi olun ki her sıktığınız ele ruhunuzu da katın...
Düşmanlarınızı düşünüp de zaman kaybetmeyin...
Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyin....
Aklınızı hedefinizle yoğunlaştırın...
Güçlü ve faydalı olma düşüncesini zihninizde yaşattıkça gerçekten
öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz...
Siz ısrar ettikçe fırsatlar çıkacaktır....
Fikir imanla bağlanırsa kudret haline gelir...
İmanla bağlanın.
Cesur açıkgöz ve samimi olun...
Kalbiniz neye bağlanırsa varlığınız onun mahiyetine bürünür.
Bürüneceğiniz mahiyeti doğru tespit edin...
Bir gülümsemenin insana hiç bir masrafı yoktur.
Bu kadar basit bir sermaye ile elde edeceğiniz kazançlar ise
büyük olabilir...
Kısacık bir ana sığan gülümseme bir hafızada ömür boyu yaşayabilir...
Hiç kimse gülümsemenin meydana getireceği faydaları reddedecek kadar zengin değildir.
Hiç kimsede gülümsediği için fakir düşmez...
Gülümseme korkaklara güç,
kederlilere neşe, hastalara sıhhat verir.
Gülümseme yorgunları dinlendirir.
Onu satın alamazsın;onu dilenemezsin, onu çalamazsın.
Onu birisi size ancak gönül rızasıyla verir.
İçten gelmeyen bir gülümsemenin de
Kimseye bir faydası yoktur...
Size gülümsemeyen bir insanla karşılaşırsanız
siz yinede gülümseyin..
Gülümsemeyi onlardan esirgemeyin.
Çünkü gülümsemeye en çok ihtiyacı olanlar gülümseyemeyenlerdir...Gülümseyiniz...
Yalnız fotoğraf çektirirken değil,fotoğraf çekerken de Gülümseyiniz...
HERKES VE BİR KAÇ KİŞİ
Yağmur herkese yağar
Güneş ısıtır herkesi
Mevsimler herkes içindir
Yalnız çığ altında kalan
Sele kapılan her zaman bir kaç kişi
Herkes içindir aşk da ayrılık da
Yalnızca bir kaç kişi ölür acıdan
Eskiden ölümle tartılırdı ayrılık
Kiminin hayatı yalnızca unutkanlıktan
Her şey, herkes için değildir oysa
Kimi hiç birşey öğrenmez karanlıktan
Yalnızlığı kullanmayı bilmez kimi
Kimi ayrılamaz karanlıktan
Yağmur herkese yağar
Ama çok az insan tutar yağmurun ellerini
Onca şarkı onca film onca roman
Ama sevmeye yetmez herkesin kalbi
Çığ altında kalan sele kapılan
Aşktan ve acıdan ölen
Bir kaç kişi dünyayı başka bir yer yapmaya yeter
Aslında onların hikayesidir anlatılan
Diğerleri dinler, seyreder, geçer gider
Geçer gider herkes
Hikayelerdir geriye kalan
Murathan Mungan
hobbit
04-06-2005, 01:27 PM
Ailesi ve kendisini cok seven fakat hic kimsesi omayan kücük yetim bir kızla ilgilibır masal vardır..
kednisini cok ama cok üzgün ve yanlız hissettiği bir gün;çayırda yürüken,kücük bir kelebeğin çalıya takıldığını görür..kendini kurtarmak ıcın çabaladıkca ,dikenler kücük narin bedenini daha cok hırpalar..yetim kız kelebeği dikkatlice tutarak kurtarır..ucup gitmek yerine kelebek bir periye dönüşür..kız gözlerine inanamaz..
peri;kıza''senin eşsiz iyi kalpli davranışın icin sana bir dilek dileme hakkı veriyorum'' der..
Kız bir süre düşündükten sonra ''mutlu olmakistiyorum'' der..
Peri''peki'' der eğilerek kulağına birşeyler söyledikten sonra ortadan kaybolur..
Kız büyüdüğü sürece ondan mutlusu yoktur..herkes ona mutluluğunun sırrını sorar..o ise gülümser ve ''sırrım kücük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiş olmamdır '' der..
Yaşlanıp ölüm döşeğine düştüğünde herkes etrafında toplanır..Sırrının onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar..''lütfen bize söyle..iyi kalpli peri sana ne soyledi'' diye sorarlar..
Sevimli yaşlı kadın gülümser ve bana şöyle dedi der...
''NE KADAR GÜVENDE ..NE KADAR YAŞLI YA DA GENC.. FAKİR YA DA ZENGİN OLURSA OLSUN..HERKESİN SANA IHTIYACI VARDIR....
t n c r
04-06-2005, 01:40 PM
http://img56.exs.cx/img56/641/dost0137rv.jpg
t n c r
04-06-2005, 01:52 PM
http://img56.exs.cx/img56/7036/dostdedigin13uu.gif
mihrak
07-11-2005, 07:05 PM
:(:):(:):(:):(:)
siena_16V
07-11-2005, 10:46 PM
okumadım walla ve de okuyacağımı zannetmiyorum çünkü bunlar çook uzun...... aaaahhhh
hobbit
07-12-2005, 01:18 PM
Onu bunu bılmem...dostum dedıgım ınsana gereklı hassasıyetı ve oncelıgı tanırım..hatalıysa hatasını hıc dusunmeden soylerım ..soylemesını de ısterım..bundan alınmam gocunmam...gercek dostumsa yanlışlarımı yuzume soyleyebılecek cesaretı de olmalı...
Canıma can yüreğime ferman olmalı..bazen sozlere bile gerek olmadan anlaşabılmelı ...suıstımal ıse asla ve asla olmamalı...
^^CaRiSMa^^
08-24-2005, 08:36 PM
ablacım o guzel yazılarını cok ozledim yaa :(
hobbit
08-25-2005, 02:59 AM
ablacım o guzel yazılarını cok ozledim yaa :(
idare et bu aralar yogunum :D
huysuz
08-25-2005, 03:33 PM
Dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
halatlarını çözmeli,
seni çok ama çok özlemeli.
Dostları olmalı insanın;
ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,
seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini...
Oğuzkan Bölükbaşı
vBulletin® v3.6.8, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.