Ertan Ömür
09-16-2006, 04:09 PM
Adamın biri, ıssız bir yolda dalgın dalgın giderken bir çukura yuvarlanmıs.
Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca, "İmdat!" diye bağırmaya başlamış.
Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından. Sesleri duyunca, cebinden defterini
çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürümüş gitmiş.
Adam çığlık atmaya devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına. Aşağıdaki
adamı görmüş. O da bir kağıt çıkarmış cebinden. Bir dua yazmış, çukura
atmış, yürümüş gitmiş sonra. Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında.
"Hey Joe" diye bağırmış çukurun içindeki. "Benim ben...Dışarı çıkmama yardım
eder misin?"
Arkadaşı hemen çukura atlamış. "Sen deli misin?" diye çıkışmış imdat
çağıran. "Şimdi ikimiz de çukurdayız."
"Doğru," demiş arkadaşı. "İkimiz de çukurdayız. Ama ben bu çukura daha
evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum..."
Arkadaşını çukurda görür görmez, hemen yanına atlamak...
Kaçımız acaba kaç arkadaşımız için çukura atladık hayatta?...
Nasihat edip geçmesi kolay. Ama sadece akıl öğretmek, dostluk için yeterli mi?
Çukura atlamak... Hem de tereddüt etmeden, düşünmeden atlamak...
Uygarlaştıkça uzaklaşıyoruz birbirimizden...
Bugünün arkadaşları birlikte eğlenmek için daha çok..
Birlikte terlemek, birlikte savaşmak, sırt vermek, omuz vermek gerekince
bakıyorsunuz pek bir yalnızsınız...
Toplum geliştikçe toplumsal bağların gevşemesi ne acı bir çelişki...
Mutlu olmanın vazgeçilmez şartı sevgi...
İnsan sevgiye doyamıyor.
Peki, beni çukura atlayacak kadar seven kaç kişi var dünyada?...
Bu sorunun yanıtı, dünyada niye bu kadar mutsuz insan olduğunu ortaya
koymuyor mu?
Sevgi sadece hoş bir duygu değil. Birlikte güven getiriyor. Moral
getiriyor, güç getiriyor. Başarı getiriyor. Sevgi romantizm değil, hayatın ta
kendisi... Sevgi yaşıyor..Yaşatıyor!...
Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca, "İmdat!" diye bağırmaya başlamış.
Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından. Sesleri duyunca, cebinden defterini
çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürümüş gitmiş.
Adam çığlık atmaya devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına. Aşağıdaki
adamı görmüş. O da bir kağıt çıkarmış cebinden. Bir dua yazmış, çukura
atmış, yürümüş gitmiş sonra. Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında.
"Hey Joe" diye bağırmış çukurun içindeki. "Benim ben...Dışarı çıkmama yardım
eder misin?"
Arkadaşı hemen çukura atlamış. "Sen deli misin?" diye çıkışmış imdat
çağıran. "Şimdi ikimiz de çukurdayız."
"Doğru," demiş arkadaşı. "İkimiz de çukurdayız. Ama ben bu çukura daha
evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum..."
Arkadaşını çukurda görür görmez, hemen yanına atlamak...
Kaçımız acaba kaç arkadaşımız için çukura atladık hayatta?...
Nasihat edip geçmesi kolay. Ama sadece akıl öğretmek, dostluk için yeterli mi?
Çukura atlamak... Hem de tereddüt etmeden, düşünmeden atlamak...
Uygarlaştıkça uzaklaşıyoruz birbirimizden...
Bugünün arkadaşları birlikte eğlenmek için daha çok..
Birlikte terlemek, birlikte savaşmak, sırt vermek, omuz vermek gerekince
bakıyorsunuz pek bir yalnızsınız...
Toplum geliştikçe toplumsal bağların gevşemesi ne acı bir çelişki...
Mutlu olmanın vazgeçilmez şartı sevgi...
İnsan sevgiye doyamıyor.
Peki, beni çukura atlayacak kadar seven kaç kişi var dünyada?...
Bu sorunun yanıtı, dünyada niye bu kadar mutsuz insan olduğunu ortaya
koymuyor mu?
Sevgi sadece hoş bir duygu değil. Birlikte güven getiriyor. Moral
getiriyor, güç getiriyor. Başarı getiriyor. Sevgi romantizm değil, hayatın ta
kendisi... Sevgi yaşıyor..Yaşatıyor!...