hobbit
06-20-2006, 04:09 PM
A kadınım,
A hüznümün bahçesi!..
Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir... dudakların
buselere sağır...
Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için nefesine muhtacım.
Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana
itimadın hazzını yeniden verebilmek için...
Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için
çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi...
Mübadele garında saadet ülkesine kesilmiş iki biletle mecalsiz
bekleşiyoruz.
Kudretim olsa, seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça
yelelerinden takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım
gibi, o çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım.
Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası akmış
maskelerimizden... mecburi rollerimizden...
"Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk gibi, azad
olurduk kendimizden... Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin
tebessümünde sümbülden gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iç
çekişlerimizi toprağa gömer, her akşam ilk sana gülümseyen yıldızına
ip dolayıp keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya...
Dilimizde, "kavuşmanın tadını,ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla..
A hüznümün bahçesi!..
Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir... dudakların
buselere sağır...
Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için nefesine muhtacım.
Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana
itimadın hazzını yeniden verebilmek için...
Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için
çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi...
Mübadele garında saadet ülkesine kesilmiş iki biletle mecalsiz
bekleşiyoruz.
Kudretim olsa, seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça
yelelerinden takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım
gibi, o çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım.
Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası akmış
maskelerimizden... mecburi rollerimizden...
"Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk gibi, azad
olurduk kendimizden... Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin
tebessümünde sümbülden gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iç
çekişlerimizi toprağa gömer, her akşam ilk sana gülümseyen yıldızına
ip dolayıp keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya...
Dilimizde, "kavuşmanın tadını,ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla..