PDA

View Full Version : korku hikayeleri vakit buldukca okuyun


tuningcar
06-15-2006, 01:49 PM
Bu olay bi kız yurdunda olmuş.O gece kızların hiçbiri uyuyamamış sigara üstüne sigara içiyolarmış.Ne yapalım ne yapalım diye düşünürken içlerinden birisi hadi korku hikayeleri anlatalım demiş diğerleride onaylamış.Anlatmışlar konuşmuşlar.Konunun birinde şeytanın ayaklarının ters olduğu söylenmiş.Kızlar tabi çok etkilenmiş ve korkumuşlar.Zaman geçmiş herkez uyumuş.Kızlardan biri uyuyamamış ve tuvaleti gelmiş.Bir arkadaşını uyandırmış ve onunla tuvalete gitmişler(tabi arkadaşı zorla kalkmış).Kız tuvalete girmiş arkadaşıda kapıda bekliyomuş.Kız tuvaletten çıkar çıkmaz nasıl olduysa arkadaşının ayaklarının ters olduğunu görmüş ve çığlık atarak koridorda koşmaya başlamış.Karşısına müdüre çıkmış ve olanları ona bir bir anlatmış.En sonda demişki arkadaşımın ayakları da tersdi demiş.-Müdüre gülerek benimki gibi mi? demiş.Kız müdürenin ayaklarına baktuğında 180 derece ters olduğunu görmüş.Kız oracıkta aklını yitirmiş!!!




otostop yapan küçük kız
Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış, "Gece yarısı böyle ıssız bir yerde n'apıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır?" demiş.

Kız, "Uzun hikaye. Rica etsem beni evime götürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam" diyerek arka koltuğa oturmuş. Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bi elbise varmış. Evinin adresini vermiş.

Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuş, "İşte geldik küçük hanım" diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış tabi. Hemen arabasından inip evin kapısını çalmış.

Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi kadın açmış
kapıyı. Adam heyecanla, "Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bi kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde..." Yaşlı kadın adamı susturmuş, "Biliyorum, biliyorum" demiş, "Sonra da ortadan kayboldu di'mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyo. Her cumartesi akşamı
aynı şey olur...

"Meğer kız bi cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki
kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış.

sisli gün

İngiltere aniden bastıran sisiyle ünlüdür. Yine sisin yoğun olduğu bir gün kadının biri şehirlerarası bir yolda arabasıyla seyahat ediyormuş. Sabahın erken saatleriymiş. Sis yüzünden pür dikkat ve olabildiğince yavaş gidiyormuş. Derken yolun iki tarafında oldukça garip açıyla park etmiş iki araba görmüş. Önce tırsmış. Ama merakına yenik düşmüş ve arabasını biraz ileride güvenli bir yere çekmiş.

İhtiyatla ilk arabaya yaklaşmış. Her halinde savrularak durduğu belli olan otomobilin görünen bir hasarı yokmuş. Otomobilin etrafında dolaşan kadın şoför mahalinde yan koltuğa doğru yatmış bir adam olduğunu görmüş. Açık pencereden içeri uzanarak, adama seslenmiş. Yanıt alamamış. Bu arada farkında olmadan kapıyı tutunca eline yapışkan bir şey bulaşmış. Alacakaranlıkta eline bulaşan şeyin önce ne olduğunu anlayamamış, ama birden bire jeton düşmüş. Elindeki kanmış.

Panik içinde arabasına koşmuş. Son sürat en yakın yerleşim yerine gidip, polise durumu anlatmış. İngiliz polisi hemen harekete geçmiş. İki arabanın bulunduğu yere vardıklarında, olağanüstü tedbirler alarak arabalara aynı anda iki ekip halinde yaklaşmışlar. Biraz sonra her iki ekip lideri, polis müdürüne arabalarda kafası kopuk birer ceset olduğunu rapor etmişler.

Bir süre sonra cesetlere ait iki kafa bulunmuş. Kafaların her ikisi de darmadağan olmuş vaziyetteymiş. Otomobillerde ise hiç bir hasar yokmuş, cesetlerde başka bir darbe de. Kafalar ise kesici bir aletle kesilmemiş, güçlü biri ya da bir şey tarafından sanki bir serçe kafasıymış gibi çekip kopartılmışa benziyormuş. Polisler bu işin içinden bir türlü çıkamamış. Olaya İngiliz gizli polisi MI5 el koymuş.

MI5'da yeni kurulan seri katil araştırma birimi, olay mahalini didik didik incelemiş. İki gün sonra MI5 karargahına bu esrarengiz olay hakkında bir rapor ulaşmış. Dehşet verici bu olay, aslına basit bir trafik kazasıymış. Raporda olay şöyle anlatılıyormuş. Yoğun sise rağmen hız yapan iki sürücü de bellerine kadar sarkarak yolu daha iyi görmeye çalışıyorlarmış. Karşı yönlerden gelen bu iki otomobildeki sürücüler hızla gelen diğer otomobili çok geç farketmişler. Kafaları birbirine hızla çarpınca, ikisinin de kafası kopmuş.

ahsap evdeki hayalet
Her sey 1994 yilinda basladi. Olaylarin yasandigi yer ise, tarihi ahsap bir evdi. Yüksel ailesi yakinda içinden çikilmaz bir hal alacak alan olaylari baslarda önemsemedi.

Üsküdar semtinde oturduklari ahsap binada meydana gelen ilk gariplik evdeki isiklarin kendi kendine yanip sönmesiydi. Elektrikçiler ve tamirciler çagrildi ve binanin elektrik sistemi kontrol edildi. Ancak probleme rastlanmadi.

Bir süre sonra, Emir Yüksel uykusunda rahatsiz edilmeye basladi. Gece yattiktan sonra üzerine bir agirlik çöküyor; bazi geceler güçlükle agirliktan kurtuluyor ve çigliklarla uyaniyordu. Genelde evde bulundugu zamanlarda da bu gerilimi hissediyor, evden çikinca rahatliyor, ancak tüm bunlara anlam veremiyordu.

Son çare olarak, esini ve çocugunu alarak evden tasinan Emir Yüksel, bir süre için yasanan tüm garip olaylari o eski ahsap evde biraktiklarini düsündü. Ancak, bir gece yatmak için odasina giderken karsisinda bir siluet belirdi ve kayboldu. Bu siluetin ortaya çikis sikligi artinca, Emir Yüksel'in esi ve kizi da ayni görüntüyle karsilasinca, ailenin geceleri kabusa dönüstü. Olayin bir diger ilginç sahidi de ailenin köpegiydi. Evde tanimlanamaz varlik dolastiginda köpek hemen uzun uzun ulumaya basliyordu.

Bir gece, yine isiklar yanip sönmeye basladi. Köpek yine huzursuz hareketler yapiyor ve uluyordu. Çileden çikan Emir Yüksel çiglik çigliga bagirip çagirmaya basladi ve varliga onlardan ne istediklerini sordu. O gece bu soruya yanit alamadilar; ancak tüm aile ilk defa silueti hep birlikte gördü.

Çaresizlik içinde, belki de bu varligin onlara anlatmak istedigi bir sey var düsüncesiyle evlerinde bir seans düzenlediler; bundan sonuç elde edemediler.

mezarlıktakı gelin
Bir akraba dügününden dönen Kemal ve arkadasi Recep, 20 kasim aksami, yaklasik 00.30 sularinda sehir mezarligindan otomobille geçiyorlardi.

Her iki tarafi mezarlik olan dar bir yoldu geçtikleri. Aniden soldaki duvarin üstünden, arabanin önüne beyaz bir sey atladi. Iki arkadas bunun beyaz bir köpek olabilecegini düsündü. Ancak normal sartlarda ona çarpmalari gerektigi halde her ikisi de çarpma sesi duymamis ve çok sasirmislardi.

Arabayi durdurup arkalarina baktilar ama hiçbir sey görmediler. Her ikisi de garip bir seyler oldugunu fark etmislerdi. Mezarliktan çikmalarina çok az kalmisti ki, araci kullanan Recep bir çiglik atti. Dikiz aynasindan bakiyordu.

Bunun üzerine arkaya dönüp bakan Kemal arka koltukta oturan gelinlik giymis bir kadin gördü. Kadin sessizce iki arkadasi izlemekteydi. Büyük bir korkuya ve telasa kapilan arkadaslar, mezarliktan nasil çiktiklarini ve arabadan nasil indiklerini hala hatirlamiyorlar. Ön cama yapismis bir sekilde arabayi durdurdular fakat kadin artik orada degildi.

Bunun üzerine olayi arastirmaya baslayan Kemal, ayni gün ölen bir kadin oldugunu ögrendi. Kadin yakin bir köyde yapilan dügününden dönerken trafik kazasinda hayatini kaybetmisti. Ve öldügünde üzerinde gelinligi vardi.

Ölen kadinin yakinlarini ziyaret eden Kemal , kadinin ayni kadin olup olmadigini ögrenmek istedi. Gittigi evde kendisine bir fotografi gösterildi. Fotograftaki kadin o gece otomobilin arka koltugunda gördügü kadindi. Ölen kadinin yakinlari da olaya sasirdilar. Bir daha o mezarliktan geçemeyen Kemal ve arkadasi, olayi bir süre daha irdelemelerine ragmen, o gün ölen kadinin neden onlara gözüktügünü ögrenemediler.
pelerinli yaratık...
18 yaslarinda bir genç kiz olan Selin, ailesiyle birlikte Ankara'nin Küçükesat semtinde izbe bir zemin katta yasiyordu. Maddi zorluklar yasayan aile, iki katli bir binanin zemin katinatasinmisti.

Üst katta ev sahibi oturuyordu. Selin bu arada ileride esi olacak ev sahibinin oglu Mert ile flört ediyordu.

Tasindiktan bir süre sonra, evdeki garip olaylar ortaya çikmaya basladi. Dairenin arka tarafi tamamen karanlikti. Bir oda, banyo ve mutfagi içeren bu bölümde gündüz bile isik yakma zorunlulugu vardi.

Selin'in ailesinin her ferdi bu olaylardan nasibini aldi. Anne sükriye Baydar evde sürekli garip sesler isitiyor, evde kimse yokken birilerinin terliklerini sürükleyerek banyoya girdigini duyuyordu. Evin küçük kizi Sinem, uykusunda rahatsiz ediliyor ve basucunda ona bakarken gördügü hayalete benzer bir varligi tarif ediyordu. Tüm bu olaylarin odaklandigi yer, evin o arka karanlik bölgesi ve oradaki odaydi.

Güngör Baydar, bir gece yine bu karanlik bölümdeki odada yatiyordu. Bir huzursuzluk hissi içinde uyandi. Üzerinde bir agirlik hissetmis ve hareket edememisti. Zorla gözlerini açabildi. Agirliktan dolayi baska bir hareket yapmasi olanaksizdi. O da aynen kiz kardesi gibi, elini tutarak onu izleyen bir varlik gördü. Karanliktan dolayi yüzünü net olarak görememisti. Ancak diger ayrintilar çok açik ortadaydi.

Varlik, sivri külah seklinde siyah bir sapka takiyor ve pelerin giyiyordu. Bir süre sonra ortadan kayboldu. Selin ailesini heyecan içinde uyandirip olanlari anlatti ve varligi tarif etti. Ancak ailesi bütün bu olanlara anlam veremediklerinden, zaman zaman kabus gördüklerini düsündüler.

Olayin sabahi, annesi evden ayrilinca, arka bahçede yukari direkt baglantisi olan merdivenden Mert inip, eve girdi. Selin ve kiz kardesi olayin etkisinden kurtulmus ve bunu kimseye anlatmamaya karar vermislerdi. Bunu yapacaklardi ama iste o zaman inanilmaz bir sey oldu.

Mutfaktaki masanin etrafinda toplanmis oturuyorlardi ki, Mert, Marlboro marka sigara paketini çikarip masanin üstüne koydu ve elindeki kalemle üstüne bir seyler çizmeye basladi. Iki kardes çizdigi sekil karsisinda dehsete kapildilar. Mert, Selin'in tarif ettigi sivri sapkali ve pelerinli varligi çizmisti. Ardindan iki kardese dönüp "Dün gece böyle esrarengiz bir varlik tarafindan uyandirildim" dedi.
ölümün kehaneti
Aldigimiz bir telefon üzerine hemen verilen adrese gittik. Olayi yasandigi yerde inceleyecektik. Bize kapiyi açanlar hala olayin soku içindeydi. Sesleri titriyor, hep bir agizdan bagirarak konusuyorlardi. Yasadiklarinin ne anlama geldigini bilmediklerini ve bunlara yanit verecek kimseyi bulamadiklarini söylüyorlardi. Bu evde tüm ev halkinin gözleri önünde garip bir seyler olmustu.

Önce sessiz olmalarini istedik. Ve sirayla dinlemeye basladik: Hatice Kara babasi Ismail Öz'ün ölümünden sonra hasta olan annesini yalniz birakmamak amaciyla annesinin evine yerlesmisti. Esi ve çocuklariyla artik bu evde yasamaya baslamislardi. Annesi ise yalniz kaldigi her an, ölen kocasini gördügünü iddia ediyordu. Hatice Kara annesinin duydugu derin üzüntüden dolayi bazi görüntüler gördügünü düsündü.

Bir gece Hatice Kara, esi ve çocuklariyla kaldigi odadan su içmek için disari çikti. Mutfak, uzun dar bir koridorun siralanmis odalarin en sonuncusuydu. Hatice Kara ve esi en bastaki odada kaliyordu.

Hatice Kara mutfaktan dönerken önünden geçtigi annesinin odasina bakti. Gördügü sey karsisinda sanki dili tutuldu, kaskati kesildi ve hareketsiz kaldi. Babasi egilmis annesinin yüzüne bakiyordu. Hatice Kara'yi fark eden baba odadan disari çikti ve kizina bakarak, "Korkma simdi degil , iki yil sonra yanima gelecek" dedi.

Hatice Kara koridorda agir adimlarla bakan babasinin ardindan bakakalmisti ki; annesi çigliklar içinde uykusundan uyandi. "Baban geldi buradaydi" diye bagiriyordu.

Ayni anda Hatice Kara'nin esi ve çocuklarindan da bagirislar yükseldi. Onlarda ayni anda odanin kapisinin önünden geçen kisiyi görmüstü. Tüm ev halki ayni dakikalari yasamis ve ayni görüntüyü tarif ediyordu. Ve hep bir agizdan söyledikleri, bu tarz olaylarin sahitlerinin söyledikleriyle benzerdi: Ismail Öz, en az 15 yas daha genç haliyle görünmüstü...

Ancak olayin en ilginç yani biz arastiranlar için, iki yil sonra 1997'de yasandi. Hatice Kara'nin annesi Zeliha Öz vefat etmisti ve aile bize bu gelismeyi de bildirdi. Zeliha Öz , olaydan 1 yil sonra kansere yakalanmis ve 1 yil içinde ölmüs, öylece ölmüs esinin 2 yil önceki kehaneti gerçeklesmisti
kaybolan yüzük
Burak'la birlikte büyüdük; 1986'nin mayis ayinda da nisanlandik. Burak, Istanbul Üniversitesi Iktisat Fakültesi'ne kayit olduktan tam bir yil sonra, güzel bir tesadüf eseri ben de ayni okulu kazandim.

Istanbul'da her sey çok güzel giderken, aniden farkli davranmaya basladi. Beni aramaz sormaz oldu. Ailesi de durumun farkindaydi ve bana sabirli olmam gerektigini, ogullarinin bunalim geçirdigini söylüyorlardi. Onu görmemek çok koyuyordu ancak aramaya korkuyordum; artik ne yaptigini bilmiyordu.

Bütün bir sene umutla bekledim ve yaz tatili geldiginde Bolu'ya döndüm. Sonunda bir gece beni aradiginda sevinçten çildiriyorum sandim. Burak, hemen görüsmek istedigini söylüyordu. Nasil disari çikip, kollarina atildigimi bilmiyorum. Bütün kötü günler bitmis, Burak iyilesmisti.

O gün sabaha kadar eski günlerdeki gibi birlikte olduk. Çocuklugumuzun geçtigi sokaklarda yürüdük, sabah olunca da tepedeki çay bahçesinde kahvalti yaptik. Huzur içinde eve dönüp, uykuya dalmistim ki telefonun sesiyle uyandim. Annem çiglik çigliga agliyordu; Burak ölmüstü. Beni biraktiktan sonra evine gidip, odasina çekilmis, bir sigara yakip disariyi uzun uzun seyretmis. Daha sonra da odasinin penceresine çikip kendini asagiya birakmis.

Burak'in intiharindan sonra ciddi bir bunalim geçirdim. Ailem bu depresyondan kurtulabilmem için beni bir sürü doktora götürdü. Bu arada onun varligini sanki hiç ölmemis gibi yanimda hissediyordum. Her yalniz kaldigimda benimle konusuyor ve onu unutmami istiyordu. Genelde arkamdan sesleniyor, bir an önce kendimi toparlamami, ölümün kendi seçimi oldugunu söylüyordu.

Bu konuda kimse bana inanmiyordu. En acisi da Burak'tan geriye hiçbir sey kalmamasiydi. Bu süre içerisinde birlikte çekildigimiz tüm fotograflar bir sekilde yok oldu. Kimi kayboldu, kiminin üstüne bir seyler döküldü. Sonuç olarak, ondan geriye nisan yüzügümüz ve bana yazmis oldugu bir mektuptan baska hiçbir sey kalmadi. Burak'in bu hatiralarini cüzdanimin içinde tasiyor ve gözüm gibi sakliyordum.

Bir gün yolda yürürken cüzdanimi düsürdüm. Içinde yüklü sayilabilecek miktarda parayla Burak'in mektubu ve nisan yüzügümüz vardi. Karakola gidip durumu anlattim ve olaydan bir hafta sonra cüzdanimin bulundugu bana bildirildi.

Karakola gidip cüzdanimi açtigimda gözlerime inanamadim. Param ve diger esyalarim eksiksiz içindeydi ancak Burak'in mektubu ve nisan yüzügümüz artik cüzdanda degildi...
hayaletin ayak sesleri...
Burak'la birlikte büyüdük; 1986'nin mayis ayinda da nisanlandik. Burak, Istanbul Üniversitesi Iktisat Fakültesi'ne kayit olduktan tam bir yil sonra, güzel bir tesadüf eseri ben de ayni okulu kazandim.

Istanbul'da her sey çok güzel giderken, aniden farkli davranmaya basladi. Beni aramaz sormaz oldu. Ailesi de durumun farkindaydi ve bana sabirli olmam gerektigini, ogullarinin bunalim geçirdigini söylüyorlardi. Onu görmemek çok koyuyordu ancak aramaya korkuyordum; artik ne yaptigini bilmiyordu.

Bütün bir sene umutla bekledim ve yaz tatili geldiginde Bolu'ya döndüm. Sonunda bir gece beni aradiginda sevinçten çildiriyorum sandim. Burak, hemen görüsmek istedigini söylüyordu. Nasil disari çikip, kollarina atildigimi bilmiyorum. Bütün kötü günler bitmis, Burak iyilesmisti.

O gün sabaha kadar eski günlerdeki gibi birlikte olduk. Çocuklugumuzun geçtigi sokaklarda yürüdük, sabah olunca da tepedeki çay bahçesinde kahvalti yaptik. Huzur içinde eve dönüp, uykuya dalmistim ki telefonun sesiyle uyandim. Annem çiglik çigliga agliyordu; Burak ölmüstü. Beni biraktiktan sonra evine gidip, odasina çekilmis, bir sigara yakip disariyi uzun uzun seyretmis. Daha sonra da odasinin penceresine çikip kendini asagiya birakmis.

Burak'in intiharindan sonra ciddi bir bunalim geçirdim. Ailem bu depresyondan kurtulabilmem için beni bir sürü doktora götürdü. Bu arada onun varligini sanki hiç ölmemis gibi yanimda hissediyordum. Her yalniz kaldigimda benimle konusuyor ve onu unutmami istiyordu. Genelde arkamdan sesleniyor, bir an önce kendimi toparlamami, ölümün kendi seçimi oldugunu söylüyordu.

Bu konuda kimse bana inanmiyordu. En acisi da Burak'tan geriye hiçbir sey kalmamasiydi. Bu süre içerisinde birlikte çekildigimiz tüm fotograflar bir sekilde yok oldu. Kimi kayboldu, kiminin üstüne bir seyler döküldü. Sonuç olarak, ondan geriye nisan yüzügümüz ve bana yazmis oldugu bir mektuptan baska hiçbir sey kalmadi. Burak'in bu hatiralarini cüzdanimin içinde tasiyor ve gözüm gibi sakliyordum.

Bir gün yolda yürürken cüzdanimi düsürdüm. Içinde yüklü sayilabilecek miktarda parayla Burak'in mektubu ve nisan yüzügümüz vardi. Karakola gidip durumu anlattim ve olaydan bir hafta sonra cüzdanimin bulundugu bana bildirildi.

Karakola gidip cüzdanimi açtigimda gözlerime inanamadim. Param ve diger esyalarim eksiksiz içindeydi ancak Burak'in mektubu ve nisan yüzügümüz artik cüzdanda degildi.



alintidir

tuningcar
06-15-2006, 03:28 PM
yaaa yokmu bunlari okuyacak guncelllllll

tuningcar
06-16-2006, 02:51 PM
Genç bi kız ailesinin evde olmadığı bi akşam arkadaşlarını davet etmiş. Kız kıza yemişler, içmişler, derken içlerinden biri “Hadi cin çağıralım” demiş. Ev sahibi kız da hiç inanmazmış böyle şeylere ama arkadaşlarına ayıp olmasın diye kabul etmiş. Harfler kesilmiş, fincan ortaya konmuş ve elele bir masanın etrafında daire olunup cin çağırma olayına girilmiş. Cin gelmiş gelmesine ama bizim kız hala fincanı arkadaşlarının ittiğini düşünüyomuş. Bi ara fincan hızlı hızlı harflere giderek şöyle demiş: “İçinizde bana inanmayan biri var. Yarın saat 4’te o kişiyle tavla oynamaya geleceğim!” Kızlar feci tırsmıslar ama ev sahibi kız hala dalgasındaymış işin. Saat çok geç olmadığı halde seans hemen bitirilmiş ve kızlar evlerine dağılmış.
Bizimki zaten o tür şeylere hiç inanmadığından cin olayını ertesi sabah unutmuşmuş bile. Öğlene doğru telefon çalmış. Arayan, kızın çok sevdiği, çok iyi anlaştığı teyzesiymiş, “Bugün içimde bi sıkıntı var, evdeysen bi ara sana uğruycam. Dertleşelim biraz” demiş. Kız da sevinmiş teyzesini görecek diye, “Hemen gel, ben de seni çok özledim” demiş.
Kız, teyzesini hakikaten dertli ve solgun görmüş. Hoşbeş etmişler ama teyze hala dalgınmış. Kız, “Teyzecim sen konuştukça daha kötü oldun, istersen başka bişey yapalım” demiş. Teyzesi de “O zaman tavla oynayalım. Ne zamandır seninle oynamadık. Kafam dağılır biraz” demiş. Kız tavlayı almaya giderken bi gece önceki olay aklına gelmiş, “Meğer benim teyzem cinmiş” deyip gülümsemiş.
Kızla teyzesi güle oynaya tavla oynarken bi ara teyze tuvalete gitmek için kalkmış. O içerdeyken telefon çalmış. Arayan kızın babasıymış. Adamcağız çok üzgün bi sesle konuşuyomuş: “Kızım teyzen öğlen bi trafik kazası geçirdi. Durumu çok iyi değildi ama Allahtan ümit kesilmez deyip sana haber vermedik ama az önce teyzeni kaybettik, başımız sağolsun



İNSAN Bİ OKUR BEAA:(

Ertan Ömür
06-16-2006, 02:59 PM
Ya sen internet aleminde bu tür uzun yazıların istisnalar hariç insanlar tarafından kolay kolay okunmayacağını öğrenemedin mi hala? :no:

tunERkan
06-16-2006, 03:04 PM
okuy demişin de okunacak gibi değil ki:D:D

tuningcar
06-16-2006, 03:04 PM
ABİ EN ÜST TARAFTA 10-15 TANE HİKAYE VAR İNSAN BARİ BİRİNİ OKUYUPTA URKER:d

ddex
06-16-2006, 03:09 PM
yaa efsane bunlar..

Wezirmez
06-16-2006, 03:45 PM
bunların kitabı vardı hepsini okumuştum :D
çok tırsmıştım ozamanlar :D ufakken :D

onurkaraman
06-29-2006, 04:55 PM
arkadaşım saol bütün hikayeler için ancak son hikaye türü şeyler koymayın derim ben çünkü onlar çağırıldığı yere geliyolar ve onnlarda insan gibi kullar

SCREAM
06-29-2006, 06:35 PM
ölümün kehaneti'ne kadar okudum. şimdi yemeğe gidiorm sonra devam ederim.

bu arada bende ahşap evdeki hayalet olayların benzerini yaşardım ufakken. eskiden ananemlerin müsatakil evinde yaşardık orda hep o tarz şeler anlatamadığım türden şeyler görürdüm gece kendime geldiğimde çok terli bi şekilde olurdum. depremden sonra ananemlerin evinden taşındık bi daha da öle şeler görmedim, inş bi daha da görmem..